Otobüsçünün Hesabı Yolda Tutmuyor

Yıllarını verdiği sektöre içi sızlayarak bakıyor ama susmuyor. Kanberoğlu Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Kanber, otobüsçülüğün sürdürülebilirliğini yitirdiğini açıkça söyleyen, kronik faiz yükünden haksız cezalara, sigorta kaosundan fiyat rekabetinin kısır döngüsüne kadar sektörün tüm yaralarını masaya yatıran isimlerden biri. Sert, cesur ve son derece gerçekçi bir röportaj sizi bekliyor. Keyifli okumalar.

Haber Giriş Tarihi: 30.05.2026 13:09
Haber Güncellenme Tarihi: 30.05.2026 13:09
https://www.haberulasim.com/

25 MİLYONA OTOBÜS ALIP 35 MİLYON ÖDEMEK İŞLETMELERİ ZORLUYOR Otobüsçülüğün sürdürülebilir olmaktan çıktığına inanan işletmecilerden biriyim. Bunu içim sızlayarak söylüyorum çünkü bu sektöre yıllarımı verdim. Bugün sıfır bir otobüse 25 milyon liranın üzerinde para verip bunu 35 milyona geri ödemek otobüsçünün belini ciddi oranda büküyor. Yüksek faizin bu denli kronikleştiği bir dönemde sektöre yeni yatırım yapmak, finansal açıdan son derece ağır bir risk taşıyor.

Yolcu var, evet ama bilet fiyatları hiçbir zaman olması gereken seviyeye ulaşamadı. Yıllar boyunca piyasa koşullarının çok çok altında seyreden fiyat politikası sürdü; bugün de aynı tablo devam ediyor. Fiyatı makul bir düzeye çekmeye çalıştığımız anda yolcu kesiliyor. Bu kıskaçtan çıkmanın yolu yok gibi görünüyor. Hem maliyetlerimizi karşılayacak fiyatı koyamıyor hem de düşük fiyatla zarar etmeye devam ediyoruz.

UÇAKLA YARIŞMAK ZAMAN VE FİYAT AÇISINDAN NEREDEYSE İMKÂNSIZ Hava yolu ile rekabet etmek artık neredeyse imkânsız bir hâl aldı. Geçtiğimiz günlerde büyük bir hava yolu şirketi milyarlarca lira zarar açıkladı. Maliyetler onları da zorluyor ama hâlâ bizden çok daha ucuza taşımaya devam ediyorlar. Vatandaşa hak vermemek mümkün değil: İstanbul'a 12 saati aşan bir otobüs yolculuğu mu, yoksa 1,5-2 saatlik bir uçuş mu? Cevap çok net.

Üstelik biz bu yolculuklar boyunca onlarca ilin otogarına girip çıkıyoruz, yolcu alıyor, yolcu bırakıyoruz. Dur-kalk, bekleme, sefer uzaması... Zamanla yarışta kaybeden her zaman biz oluyoruz. Uçak kalktığı yerden iniş noktasına durmaksızın gidiyor. Biz ise yolun her durağında zaman harcıyoruz. Bu yapısal dezavantajın üstesinden gelmek, bilet fiyatlarını makul tutarak mümkün değil.

BİZİM CEBİMİZDEN VATANDAŞA PARA DAĞITIYORLAR Kamu tarafındaki tablo ise çok daha ağır. Her yaptırım, her ceza, her dayatma otobüs sektörünün sırtına yükleniyor. En somut örnek: "Aile Yılı" kapsamında indirim uygulamasına ilişkin genelge yayımlandı. İndirimi yapan biz; karşılığında teşvik alan yine biz olacaktık ama teşvik hiç gelmedi. Birileri sürekli bizim cebimizden vatandaşa para dağıtıyor. Bu bir haksızlıktır, hatta açıkça söylemek gerekirse bir soygundan farksızdır.

Hız cezaları meselesi ise ayrı bir dert. Araç 90 km hız sınırında giderken aniden karşısına 60 km'lik bir tabela çıkıyor. Bu bir otobüs; 20 tonluk bir araç 90'dan anında 60'a inemez. Yavaşlama mesafesi fizik yasalarıyla belirlenir; ani fren bir otobüste hem tehlikelidir hem de teknik olarak imkânsızdır. Kameralara göre ceza kesen bu sistem, otobüs gerçeğini görmezden geliyor. Cezaların adil ve sektörün özellikleri dikkate alınarak düzenlenmesi şarttır.

SİGORTA SÜREÇLERİ ARTIK BİR KÂBUS HALİNİ ALDI Sektörümüzün en acı yaralarından biri sigorta ve kasko süreçleri. Otobüsü aldığımız anda milyon liralar ödeyerek sigortasını ve kaskosunu yaptırıyoruz. Poliçe ödemeleri dakika gecikmeden kartımızdan çekiliyor ama kaza ya da arıza anında o şirketten kimseyi bulamazsınız.

Bizzat yaşadığımız bir örnek: sadece 2 saatlik bir onarım gerektiren bir arıza nedeniyle otobüsümüz serviste 45 gün mahsur kaldı. Gerekli belgeler birinden diğerine aktarıldı; merkez inceledi, onay beklendi, servisle yazışmalar yapıldı; ekspertiz için günlerce beklendi. Her aşamada yeni bir engel çıktı. Sorduğumuzda herkes birbirini suçladı; kurumsal, net bir yanıt alamadık.

45 gün boyunca taşınamayan yolcunun kaybını kim karşılıyor? Kimse. Bu süreç boyunca sorumluluk üstlenen tek bir sigorta yetkilisi çıkmadı karşımıza. O zaman bu primleri neden ödüyoruz? Sigorta sektörünün otobüsçülere yönelik bu hantal ve sorumsuz yapısına dur diyecek bir otoriteye ihtiyaç var. Şu an bu otorite ne yazık ki mevcut değil.

BU REKABET ORTAMI KİMSEYE KAZANDIRMIYOR Sektörden tek bir ricam var: fiyat rekabetinden vazgeçelim. Bu rekabet kimseye kazandırmıyor. Her geçen gün zararımız büyüyor; yol uzadıkça fiyatlar düşüyor. Bu mantığın sonunda hepimizi bekleyen tablo, toplu bir çöküş.

Sevgili patronlar: lütfen bu kısır döngüyü sürdürmeyelim. Rekabetimiz hizmet kalitesinde, araç konforunda, güvenlikte olsun; fiyatı dibe çekerek yolcu kapma yarışında değil. Sektörü temsil ettiğini iddia eden STK'ları da bu konuya el atmaya davet ediyorum. Bugüne kadar gerçek anlamda sonuç üreten, somut karar alan bir STK girişimi görmedik. Masalarda yemek yenip fotoğraf çektirmekten öteye geçemeyen yapılar, sektörün derdi için gerçek bir çözüm üretemiyor. Kim çalıştı, kim oturdu; herkes bunu çok iyi biliyor. Çalışan STK'larımızı tenzih ediyorum, onlara güveniyorum ve teşekkür ediyorum.

YOLUMUZA YENİLİKLERLE DEVAM EDECEĞİZ Tüm bu zorluklara rağmen bırakmıyoruz. Bu sene sonunda kısmet olursa filomuzda araç yenileme çalışmasına başlıyoruz. Eskiyen araçları yenileyerek yolumuza devam edeceğiz çünkü bu işi bırakmak, yıllarımızı ve birikimimizi teslim etmek demek. Buna hazır değiliz.

Sektör bu kadar sorunla boğuşurken hâlâ ayakta durabilmek, küçük bir başarı değil ama bu direncin ödüllendirilmesi, en azından önündeki engellerin temizlenmesi gerekiyor. Fiyat politikası, kamu yaptırımları, sigorta süreci ve faiz yükü... Bu dört temel sorunun çözüme kavuştuğu bir ortamda otobüsçülük yeniden karlı, sürdürülebilir ve geleceğe umutla bakılan bir sektör hâline gelebilir. Bu umudu taşımaya devam ediyoruz.