Hava Durumu

#İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Ulaşım Sektörünün En İyi Temsilcisi - Haber Ulaşım - İstanbul Büyükşehir Belediyesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Böyle Bir Uygulama Ne Doğru Ne De Adil Bu Fahiş Fiyatın Bahanesi Olamaz Haber

Böyle Bir Uygulama Ne Doğru Ne De Adil Bu Fahiş Fiyatın Bahanesi Olamaz

ŞOFÖR ARZ-TALEP DENGESİ CİDDİ ŞEKİLDE BOZULDU İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçmişten beri şoför kart sahiplerinin eğitimi konusunda çeşitli projeler yürütüyor ve bu süreçte sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iletişim halinde oluyor ancak bu konuda yediğimiz gol eğitimden değil, eğitimin bedelle birlikte dayatılmasından kaynaklandı. Açıkçası golü bu noktada yedik diyebilirim. Sektör olarak özellikle pandemiden bu yana şoför arz–talep dengesinin ciddi şekilde bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. İstihdam zorluğu var, kalifiye personel bulmak giderek zorlaşıyor. Bu sadece turizm taşımacılığı için değil; lojistik, şehir içi ulaşım, personel servisleri ve şehirlerarası taşımacılık dahil olmak üzere tüm ticari yolcu ve eşya taşıma sektörlerinin ortak sorunu. 15 BİN LİRA VEREREK BİZE BAŞVURAN KİŞİ, İŞE DEVAM EDECEK Mİ BİLMİYORUM! Bu kadar temel bir problem varken belediye, kalifiye şoför ihtiyacı konusunda bambaşka bir yol izlemeyi tercih etti. Şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: Önce birini bulacaksınız, şoför olmaya ikna edeceksiniz. Sonra diyeceksiniz ki “Git 15 bin lira ver, beş günlük bir eğitime gir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seni şoför olarak bir görsün, kabul etsin. Yoksa biz seni kabul etmeyiz.” İstanbul’da ticari bir araç kullanmak istiyorsanız cebinizdeki SRC belgelerinin neredeyse hiçbir anlamı kalmıyor. Hatta T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen ve uluslararası geçerliliği olan SRC 5 belgesi bile kabul edilmiyor. Belediyenin verdiği eğitime gireceksiniz ve bunun için 15 bin lira ödeyeceksiniz. İBB açısından konu bu kadar net. Sonra bu mesleği deneyeceksiniz. Beğenirseniz devam edeceksiniz, beğenmezseniz “nasip” diyeceksiniz ama o 15 bin lira yanmış olacak. “15 bin liran yanacak kardeşim, başlar mısın çalışmaya?” denilen bir noktaya geliyoruz. Açıkçası bu işin içinden çıkmak çok zor. Mevcut durumda, 15 bin lira ödeyen bir şoför doğal olarak benden iş garantisi talep ediyor ancak henüz birlikte çalışmadığım, sahadaki performansını görmediğim bir kişi için böyle bir garanti vermem mümkün değil. İş garantisi beklentisi devreye girdiğinde konu farklı bir çerçeveye taşınmış oluyor. Kaptanlarımızın eğitimli olması, belli konularda belli bir bilgi seviyesine sahip olması gerektiği konusunda hemfikiriz ancak verilecek eğitimin içeriğini bilmiyoruz. Hangi konuları kapsıyor ne kadar sektörle ilgili ne kadar fayda sağlayacak; bunların hiçbirini bilmiyoruz. BAKANLIK TARAFINDAN YETKİLİ ARAÇLARIN YETMEDİĞİ NOKTADA BELEDİYE YETKİLENDİRME YAPABİLİR Yıllardır T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan tarifesiz taşımacılık yetki belgesi alarak faaliyet gösteriyoruz. Belediyeye geldiğimizde ise “Ben sana güzergâh izin belgesi veririm” deniyor. Bu yetkinin dayanağı 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve diğer belediye mevzuatları. Aslında burada konunun biraz daha sadeleştirilmesi gerekiyor. Personel servis taşımacılığında mantık çok net. Firma diyor ki: “Ben şu firmanın personelini, şu güzergâhta, şu saatlerde taşıyacağım.” Belediye bunu değerlendiriyor, trafik yoğunluğuna etkisine bakıyor ve ona göre izin veriyor. Buraya kadar her şey anlaşılır ancak turizm taşımacılığı böyle değil. Ben bir turizm taşımacısıyım. Yurt içinde de çalışıyorum, yurt dışında da. Aracım bugün İstanbul’un herhangi bir noktasında trafikte olabilir, iki gün sonra bir hafta boyunca İstanbul’un dışına çıkabilir. Hatta İstanbul’la hiç ilgisi olmayan bir firma olarak aldığım bir grupla on gün boyunca İstanbul’da da bulunabilirim. Bu durumu klasik bir güzergâh mantığıyla ölçmek mümkün değil. Ben tarifeye bağlı olmaksızın grup taşımacılığı yapıyorum ve bunu T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın UETDS sistemine bildiriyorum. UETDS’ye bildirim yaparken hangi belediye sınırından hangi belediye sınırına taşıma yaptığım zaten açıkça görülüyor. Tüm veriler sistemde mevcut. Bence olması gereken şu: İl içi taşımada, bakanlık tarafından yetkilendirilmiş araçların yetmediği noktada belediye kendi yetkisi kapsamında, bakanlık tarafından yetkilendirilmemiş araçlara büyükşehir sınırları içinde taşıma yetkisi verebilir ama bu, mevcut yetkili araçları yok sayarak yapılmamalı. BELEDİYELERİN KAYGILARINI ANLIYORUZ ANCAK UYGULAMALAR, GERÇEKLERLE BAĞDAŞMIYOR Bizim yaptığımız iş “turizm taşımacılığı” diye adlandırılıyor ama aslında bu tarifesiz taşımacılıktır. Turist de taşıyoruz, vatandaş da taşıyoruz, çalışan da taşıyoruz ancak bunu personel servisi gibi sabit saatlerde, iki nokta arasında yapmıyoruz. Bu nedenle il içi–il dışı ayrımı çok daha farklı bir yerde duruyor. Belediyenin kaygıları olduğunu biliyorum. 9+1 araçlarla, tahditli taksilere alternatif korsan taşımacılığın önüne geçmek istiyor olabilir. Bu kendi açısından anlaşılabilir ancak bu kapsamın içine 16 kişilik minibüsleri, 27, 46, 54 kişilik otobüsleri soktuğunuzda işler tamamen karışıyor. 46 kişilik korsan taksi olmaz. Böyle bir şey mantıkla da gerçekle de bağdaşmaz. Belediyenin artık bu kangren haline gelmiş sorunu çözmek için STK’larla gerçek anlamda bir araya gelmesi gerekiyor. Belediyenin kendi kaygılarıyla, ulusal bir belgenin kullanım alanı daraltılamaz. Bu işin aynı zamanda ciddi bir gelir kapısına dönüştüğünü de görüyoruz. TUİDER OLARAK BU SÜRDÜRÜLEMEZ UYGULAMALARA KARŞI HIZLI BİR ŞEKİLDE AKSİYON ALIYORUZ Yaklaşık son bir yıl içinde “sosyal etkinlik belgesi” olmadığı gerekçesiyle bir aracımız bağlandı. Oysa aracımızda turizm yol kâğıdı ve güzergâh izin belgesi vardı. Sosyal etkinlik belgesinin çıkış amacına baktığımızda bu belgenin personel servis araçlarının turizm yol kâğıdı alamadığı dönemde fabrika çalışanlarının piknik, düğün gibi etkinliklerinde kullanılabilmesi için oluşturulduğunu görüyoruz. Bugün gelinen noktada ise bu belge, turizm yol kâğıdı olan araçlardan da ayrıca isteniyor. Üstelik her iki belgenin bedeli de 10 bin liraya çıkarıldı. Yani bir minibüs hem turizm yol kâğıdı hem sosyal etkinlik belgesi almak zorunda kalıyor. Bu da araç başına 20 bin lira demek. Yirmi araçta 400 bin lira. Bunun başka bir açıklaması yok; bu tamamen ticarete dönmüş bir yapı. Bu noktada TUİDER olarak hızlıca harekete geçtik. Yönetimdeki arkadaşlarımızla bir araya geldik, gerekli hazırlıkları yaptık. Yönetim kurulumuzda kurucu üye olan avukat arkadaşımız Canberk Demirgezer süreci hemen başlattı. Dernek adına yürütmenin durdurulması ve kararın iptali için davamızı açtık. Öncelikli hedefimiz yürütmenin durdurulması ve bu konuda başarılı olacağımıza inanıyorum ancak gelinen noktada artık T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın da yetkilendirdiği firmalara kanun ve yönetmelik nezdinde açık bir şekilde sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Bu konu TOBB Karayolu Yolcu Taşımacılığı Sektör Meclisi’nde de konuşuldu, İstanbul Ticaret Odası 23. Komite’de de gündeme geldi. Açık söyleyeyim; bu uygulamayı kabul etmek mümkün değil. Ne hoş ne doğru ne de adil. Fiyatların bu derece fahiş olmasının hiçbir bahanesi, hiçbir mantıklı açıklaması yok.

Bu Nasıl Bir Zam Oranı! Haber

Bu Nasıl Bir Zam Oranı!

1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek düzenleme kapsamında; okul ve personel taşıma araçları için aynı belgenin ücreti yüzde 30 zamla 800 liraya yükseltilirken turizm taşıma araçlarına yüzde 1528 oranında zam yapıldı. Turizm Ulaştırma ve Seyahat Acenteleri Derneği (TURSED) Başkan Yardımcısı Ahmet Malkadı, yaptığı basın açıklamasında uygulamanın sektörü iş yapamaz hale getireceğini ifade etti. TURSED Başkan Yardımcısı Ahmet Malkadı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:; “Bizler turizm taşımacıları olarak; A Grubu Seyahat Acentesi İşletme Belgesi’ne ve D2 Tarifesiz Yolcu Taşımacılığı Belgesi’ne sahip, tamamen yasal, kayıtlı ve denetime açık şirketleriz. Bu belgelerin yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından her yıl düzenli olarak verilen ve yenilenmesi zorunlu olan Turizm Taşıma Yol Güzergâh Belgesi de tarafımıza tahsis edilmektedir. İBB Meclisi’nin almış olduğu karar doğrultusunda, 2025 yılı için 614 lira olan yıllık turizm taşıma yol güzergâh belgesi bedeli, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla 10 bin liraya çıkarılmıştır. Bu artış basit bir ücret güncellemesi değil; ölçüsüz, orantısız ve sektörü doğrudan cezalandıran bir uygulamadır. Personel taşımacılığı yapan minibüsler ile turizm taşımacılığı yapan araçlar aynı araçlardır. Aynı teknik donanıma sahiptirler, aynı yakıtı kullanırlar; bakım, sigorta, vergi, personel ve operasyonel maliyetleri aynıdır. Buna rağmen personel taşımacılığı yapan araçlar için belge ücreti 614 liradan 800 liraya yükseltilirken, turizm taşımacılığı yapan aynı nitelikteki araçlara yüzde 1528 oranında zam yapılarak 10 bin lira bedel belirlenmiştir. Bu farkın hukuki, idari ve vicdani hiçbir gerekçesi bulunmamaktadır. Ortaya çıkan tablo açık bir ayrımcılıktır.” “SEKTÖRÜ SÜRDÜRÜLEMEZ HALE GETİRECEK” Malkadı açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2025 yılında bin 600 lira olan şoför kartı bedeli, 2026 yılı için 15 bin lira olarak belirlenmiştir. Bu artış ölçüsüzdür ve sosyal, ekonomik gerçeklikten uzaktır. Direksiyon başında geçimini sağlayan binlerce şoförün ekmeğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu uygulama istihdamı azaltacak, kayıt dışılığı artıracak ve sektörü sürdürülemez hale getirecektir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 173’üncü maddesi çok açıktır: Devlet, esnaf ve sanatkârları koruyucu ve destekleyici tedbirler alır. Bu hüküm tüm kamu kurumları için bağlayıcı bir anayasal yükümlülüktür. Belediyeler de bu yükümlülüğün doğrudan muhatabıdır. Kamu idareleri, esnafın faaliyetini sürdüremeyecek hale getirecek uygulamalardan kaçınmak zorundadır. Bu fahiş ve hukuka aykırı uygulamalar derhal geri çekilmediği takdirde; yürütmenin durdurulması talepleri sunulacak, idari yargıda iptal davaları açılacak, anayasal haklar çerçevesinde kamu düzenini ve trafiği aksatmadan araçlarımızla sahada olunacak ve konu ulusal platformlarda gündeme taşınacaktır. Son sözümüz nettir: Aynı araçlara, aynı maliyetlere, aynı risklere yüzde 30 zam yapmak başka, yüzde 1528 zam yapmak başkadır. Şoför kartı için bin 600 lira almak başka, 15 bin lira istemek başkadır. Bizler ayrıcalık değil adalet, imtiyaz değil eşitlik, baskı değil hukuk istiyoruz. Turizm taşımacılığı susturulamaz, şoförün ekmeğiyle oynanamaz. Bu fahiş zamlara asla boyun eğmeyeceğiz. Adalet istiyoruz.

Bu Ücret Hizmet Bedeli Değil, Açıkça Ek Vergi! Haber

Bu Ücret Hizmet Bedeli Değil, Açıkça Ek Vergi!

BU ORAN NE ENFLASYONLA NE HUKUKLA AÇIKLANABİLİR İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2026 yılı için turizm servis taşımacılığında zorunlu olan Güzergâh Kullanım İzin Belgesi ücretini 614 TL’den 10.000 TL’ye çıkarması, sektör açısından ciddi bir deprem etkisi yarattı. Bu artış oranı yüzde 1528’i aşıyor ve bu haliyle ne ekonomik gerçeklerle ne de hukukla açıklanabilir durumda. Geçmiş yıllara baktığımızda ücret artışlarının makul ve öngörülebilir seviyelerde olduğunu görüyoruz. 2023’te 240 TL olan ücret, 2024’te 384 TL’ye, 2025’te ise 614 TL’ye yükseldi. Bu artışlar, enflasyon ve genel ekonomik koşullarla uyumluydu ancak 2026 yılı için belirlenen 10.000 TL’lik bedel, idare hukukunun belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini açıkça ortadan kaldırıyor. Bu artış yalnızca yüksek değil, aynı zamanda hukuken dayanaksız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kendi çıkardığı Servis Araçları Yönergesi son derece açık. Ücret tarifelerinin yıllık TEFE–TÜFE ortalamasına göre belirlenmesi gerekiyor. Son üç yılda yaklaşık yüzde 60 seviyelerinde olan artışların ardından bir anda yüzde 1500’ü aşan bir zam yapılması, bu kuralın bilinçli şekilde yok sayıldığını gösteriyor. Nitekim İBB Ulaşım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile yaptığımız görüşmelerde de bu oran belirlenirken hangi kriterlerin esas alındığını sorduk ancak ortada somut bir veri, bir maliyet hesabı ya da objektif bir gerekçe sunulamadı. Bakanlığın D2 belgesine ilişkin ücretleri örnek gösterildi. Tek başına bu cevap bile alınan kararın hukuki dayanağının ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyuyor. İDARENİN YETKİSİ VAR AMA KEYFİLİK SERBESTİSİ YOK Elbette idarenin ücret belirleme yetkisi vardır ancak bu yetki sınırsız değildir. 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, İBB’nin kendi yönergesi ve idare hukukunun yerleşik ilkeleri çok nettir: Ölçülülük, orantılılık ve kamu yararı. Bugün gelinen noktada bu ücret artık bir hizmet bedeli olmaktan çıkmış, açıkça cezalandırıcı bir nitelik kazanmıştır. İdarenin takdir yetkisi keyfiliğe dönüşemez. Bu konuda dayandığımız en önemli hukuki referanslardan biri Danıştay 8. Dairesi’nin 2022 tarihli kararıdır. Danıştay bu kararında çok açık bir şekilde, hizmetin maliyetiyle ilgisi olmayan, aşırı ve caydırıcı ücretlerin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu ifade etmektedir. Bizim durumumuzda ise ortada ne bir maliyet analizi ne bir hizmet gideri hesabı ne de bu artışı haklı çıkaracak somut bir gerekçe vardır. Yüzde 1528’lik artışın dayandığı tek bir objektif veri bulunmamaktadır. MALİYETİ AŞAN ÜCRET HUKUKA AYKIRIDIR Bu artışın sektöre etkisi son derece ağır olacaktır. Bu ücret, D2 belgesinden farklı olarak araç başına ve her yıl alınmaktadır. Otuz araçlı bir işletme için yıllık yaklaşık 300 bin TL, elli araçlı bir işletme için 500 bin TL, yüz araçlık bir filo için ise 1 milyon TL gibi bir maliyet ortaya çıkmaktadır. Üstelik bu sadece bir yıllık izin bedelidir. Bu rakamlar artık sıradan bir gider kalemi değil, işletmelerin varlığını doğrudan tehdit eden bir yük haline gelmiştir. KAMU YARARI YERİNE BELEDİYEYE KAYNAK YARATMA ARAYIŞI VAR İdari işlemlerin temel amacı kamu yararıdır ancak burada görünen şey, kamu hizmeti sunumu değil, belediyeye gelir yaratma arayışıdır. Bu düzeyde bir bedel turizm taşımacılığını aksatır, maliyetleri artırır ve bu maliyetler doğrudan seyahat acentelerine ve yolcuya yansır. Sonuç olarak Türk turizminin uluslararası rekabet gücü ciddi şekilde zarar görür. Burada kamu yararından ziyade mali tahakküm söz konusudur. Açmayı planladığımız davadan öncelikli beklentimiz yürütmenin durdurulmasıdır çünkü bu karar uygulanmaya devam ettiği sürece birçok firma fahiş bedelleri ödemek zorunda kalacak, nakit akışları bozulacak ve taşımacılık ücretlerinde kaçınılmaz artışlar yaşanacaktır. Yürütmenin durdurulmaması halinde bu ücretleri ödeyen firmalar iade almak için uzun ve maliyetli yargı süreçlerine girmek zorunda kalacak, bu da hem firmalar için ek yük hem de yargı sistemi için gereksiz bir iş yükü yaratacaktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.