Hava Durumu

#Vizeli Kaptan

Ulaşım Sektörünün En İyi Temsilcisi - Haber Ulaşım - Vizeli Kaptan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vizeli Kaptan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde Haber

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde

PAZAR TEZGÂHINDAN OTOBÜS DİREKSİYONUNA UZANAN BİR HİKÂYE 1978 yılında Rize’de doğdum. Biz aslen Rizeliyiz. Babam memurdu; valilikte, istatistik alanında çalışıyordu. O yıllarda memur maaşıyla özellikle İstanbul gibi bir şehirde bir ailenin geçimini sağlamak kolay değildi. Babam memuriyeti bıraktıktan sonra ben de okul hayatına ara verip iş hayatına atıldım. Liseyi dışarıdan tamamladım ve ticarete gıda işiyle başladım. Pazarcılık yaptık; Üsküdar’da belediyenin katlı otoparkının altında ilk şarküterimizi açtık. Daha sonra yine gıda sektöründe devam ettim. Marmara Üniversitesi bünyesinde kantinler işlettim; bugün de bunlardan biri faaliyetini sürdürüyor. Kafe işletmeciliği yaptığımız dönemler de oldu. Çevremde “Kantinci” lakabıyla anılmamın sebebi de bu yıllardır ancak gönlümde her zaman otomobil ve otobüs merakı vardı. Ailemde babadan ya da dededen gelen bir otobüsçülük geçmişi yoktu; bu tamamen benim ilgim ve merakımdı. 1997’DE İLK OTOBÜSÜMÜ ALARAK SEKTÖRE ADIM ATTIM Otobüsçülük hikâyem 1997 yılında ilk otobüsümü almamla başladı. O dönemlerde V8’lerin Bursa’ya götürülüp kasa yenileme hikâyeleri çok konuşulurdu. Bizim ana işimiz gıda ve kantincilikti. “Yazın otobüsçülük yapar, hem de merakımızı gideririz; kışın kantin işiyle devam ederiz” düşüncesiyle bu işe girdik. Bir bakıma iki işi birbirini tamamlayan bir düzen içinde yürütmeye başladık. 1997’de aldığımız otobüsle turizm taşımacılığı yaptım. Piyasanın çok iyi olduğu dönemlerde bireysel otobüsçülük de yaptım. Uzun yıllar direksiyona çıktım. Zamanla şunu gördüm: Otobüsün direksiyonuna çıkmak bir taraftan kazandırırken başka taraftan daha fazlasını götürebiliyor; hem zaman hem de maliyet açısından ciddi yükü var. Bugün de ihtiyaç olduğunda ya da gerçekten gezmek istediğimde direksiyona çıkıyorum. REKABET DAHA ÖNCE HİÇ OLMADIĞI BİR SEVİYEYE ÇIKTI Şu anda bünyemizde 6 otobüs bulunuyor; bunların 5’i Mercedes-Benz, 1’i Neoplan. Mercedes-Benz’e ayrı bir sevgimiz var. Benim için bu yolların üzerine değer katan araçlardan biri Mercedes-Benz’dir; “Yıldız her yerde yıldız” diyorum. Fakat sektörün bugünkü koşulları geçmişten çok farklı. Yenikapı’ya gittiğinizde bekleyen otobüslerin durumunu görüyorsunuz; bir o kadar aracın da İstanbul’un farklı sokaklarında beklediğini düşünün. Bu kadar araca yetecek iş hacmi artık yok. Eskiden otobüsçüler arasında işi paylaşmak, birbirine iş paslamak daha yaygındı. Bugün rekabet çok daha sert. Ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde; işe ulaşmak gerçekten çok zorlaştı. YERLİ PİYASANIN YANINA AVRUPA’YI DA EKLEDİK Yurt dışı turlarını daha önce de dönem dönem yapıyordum ancak son iki yıldır Avrupa operasyonlarına daha fazla ağırlık verdik. Hem yerli piyasada hem yurt dışında çalışıyor, imkân oldukça otobüslerimizi Türkiye’nin ve dünyanın farklı noktalarına göndermeye gayret ediyoruz. Bu işin tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını; güçlü bir ekip gerektirdiğini her gün yeniden görüyoruz. 6 OTOBÜS DEMEK, YEDEKLERİYLE BİRLİKTE 15 VİZELİ KAPTAN DEMEK Bugün 6 otobüsünüz varsa en az 12 şoföre ihtiyacınız var. İki-üç yedek kaptanı da hesaba kattığınızda yaklaşık 15 vizeli şoförden söz ediyoruz. Asıl sıkıntılardan biri, özellikle uzun yol ve Avrupa tecrübesi bulunan vizeli kaptan bulmak. Her ehliyeti olan sürücüyü doğrudan Avrupa hattına veremezsiniz. Şoför ihtiyacını çoğunlukla yıllardır tanıdığımız çevreden, tavsiye ve referansla çözmeye çalışıyoruz. Son dönemde yeşil pasaport sahibi şoför sayısı arttı. Çok tercih etmesem de ihtiyaç olduğunda referansını aldığımız isimlerle çalışıyoruz. Sürücülük kabiliyeti iyi olup güzergâh tecrübesi eksik olan arkadaşlarımızı da deneyimli kaptanların yanında yedekçi olarak görevlendiriyoruz. Örneğin kişi Bulgaristan ve Yunanistan’a gitmiş olabilir ama İtalya güzergâhını bilmiyorsa, önce bilen bir kaptanın yanında tecrübe kazanmasını sağlıyoruz. AVRUPA’DA EN KÜÇÜK HATA BİLE BÜYÜK MALİYETE DÖNÜŞEBİLİYOR Avrupa operasyonlarında çok daha seçici olmak zorundasınız çünkü yaptırımlar ve maliyetler Türkiye’ye göre oldukça ağır. En küçük cezanın dahi 3-5 bin avrolardan başlayabildiği bir ortamdan söz ediyoruz. Allah korusun bir kaza ya da ciddi bir arıza olduğunda mesele çok daha büyüyor. Araçlarımızın bakımına önem verdiğimiz için şimdiye kadar büyük arıza problemleri yaşamadık ancak bu sezon küçük kazalar, sürtmeler gibi hadiseler oldu. Bunların bile Avrupa’da çözümü ciddi bir organizasyon ve maliyet gerektiriyor. Bu nedenle hem araç hem de kaptan seçiminde işi baştan sıkı tutmak zorundasınız. TÜRKİYE’DE KALAN SON V8’LERDEN BİRİNİ FABRİKA AYARINDA YENİLİYORUZ Otobüs merakı benim için yalnızca ticaret değil. Şirketimizde 1996 çıkışlı özel seri bir V8 bulunuyor. Normal seri üretimin 1992’de sona erdiği biliniyor; ancak 1996 yılında yurt dışından gelen özel sipariş üzerine 10 araç daha üretildiğini biliyoruz. Bunların beşi yurt dışına gönderildi, beşi Türkiye’de kaldı. Benim aracım, bugün Türkiye’de yaşadığı bilinen son üç örnekten biri. Ruhsat çıkışı da 01.01.1996. Araç şu anda Bursa’da restorasyonun son aşamasında. Bunu para kazanmak için yaptığımız bir çalışma olarak görmüyorum. Zaten restorasyona harcadığımız maliyeti görseniz “Ne gereği var?” dersiniz ama bu biraz sevda işi. İşe başladığımız yılların otomobili olduğu için benim açımdan ayrı bir anlam taşıyor. Yıllarca yatmış bir araçtı. Yapmışken olabildiğince orijinal ve fabrika çıkışına yakın hâle getirmek istedim. O dönemin koltuk kumaşını yeniden diktirdik, boyasından diğer detaylarına kadar mümkün olduğunca özgün hâlini korumaya çalışıyoruz. İlk etapta Kapadokya turu, ardından da Yunanistan turu planlıyoruz. Acenteler de aracı bekliyor. Eski apoletli gömleklerimizi giyip dönemin atmosferini yeniden yaşatmak istiyoruz. Tam anlamıyla nostaljik bir proje olacak. BUGÜN 20-30 OTOBÜSLÜK BİR FİLOYU YÖNETMEK ÇOK BÜYÜK SORUMLULUK Otobüsçülüğü artık tek işim olarak görmüyorum çünkü bugün bir otobüse yaklaşık 22 milyon lira verip 20-30 araçlık bir filo kurduğunuzda yalnızca araç yatırımı yapmış olmuyorsunuz; şoförü, acentesi, operasyonu ve her gün değişen sorunlarıyla çok büyük bir yapıyı yönetmek zorunda kalıyorsunuz. Bu ölçekte bir işi doğru yönetmek gerçekten çok zor. Ben bir işi yapıyorsam en iyisini yapmaya çalışırım. Yapabileceğime inanıyorsam girerim. Çalıştırdığım ya da sattığım araçla ilgili insanların şikâyet etmesini istemem. Kendi ismimin ve markamın zedelenmesini istemem. Bu nedenle işi elimizden geldiğince doğru yapmaya, bu sektörden doğru ticaretle ekmek yemeye çalışıyoruz. KENDİMİN KULLANMAYACAĞI ARACI NE ALIRIM NE SATARIM Otobüs işletmeciliğinin yanında araç alım-satımı da yapıyoruz. İnsanlar artık bir araç alacak ya da satacak olduklarında bizi arıyor; “Şunu alır mısın, bunu verir misin?” diye danışıyorlar. Bizi Okutur Otomotiv yapan şeyin temelinde de bu güven var. Eski araçları da seviyorum ancak araç alırken nokta atışı seçim yapmaya çalışırım. Önce benim o aracı sevmem gerekir. Bir aracı aldığımızda hemen satışa çıkarmıyoruz. Önce eksiklerini gideriyor, emek veriyor ve olması gereken seviyeye getiriyoruz. Piyasada “Nasıl olsa satacağım, neden masraf edeyim?” anlayışı olabiliyor. Biz bu mantıkla hareket etmiyoruz. Sosyal medyanın sağladığı imkânla yaptığımız işleri de şeffaf biçimde göstermeye çalışıyoruz: “Bu aracı böyle aldık, şu işlemleri yaptık ve bu hâle getirdik” diyoruz. Bu şeffaflık zamanla güven ve tavsiye oluşturuyor. Siz bizden araç alıp memnun kaldığınızda bir arkadaşınıza söylüyorsunuz; böylece aile büyüyor. Tüm ticaretlerimizde temel prensibimiz çok net: Kendimizin kullanmayacağı aracı ne alırız ne satarız. Otobüs konusunda bu hassasiyetim daha da yüksek. Çalıştırıp gönül rahatlığıyla sefere gönderemeyeceğim bir otobüsü başkasına satmak vicdanıma sığmaz. Bu yüzden bazen araçlara piyasanın gerektirdiğinden daha fazla masraf yapıyoruz. Her zaman o masrafı doğrudan geri alamayabilirsiniz ama müşteri daha sonra “Okutur’dan araba aldım, beni üzmedi” dediğinde bence karşılığını almış oluyorsunuz. Belki üç kuruş fazla vermiştir ama hakkını aldığını biliyordur. Düşük kilometreli, geçmişini bildiğimiz ve tanıdığımız araçları tercih etmemizin sebebi de bu. ŞOFÖRLÜK SADECE YIL SAYISI DEĞİL, KENDİNİ GELİŞTİRME MESELESİ Bu sektör insana kendini sürekli geliştirmesi gerektiğini öğretiyor. Bir insan 80 yaşına gelmiş, yıllardır şoförlük yapmış olabilir ama yıllardır sadece aynı güzergâhta çalışıyorsa ona bir turizm otobüsü verip Uludağ’a ya da Kartalkaya’ya çıkmasını bekleyemezsiniz. Belki hayatında hiç zincir takmamıştır. Bu onu kötü şoför yapmaz; yaptığı işin niteliği farklıdır. Aynı şekilde 18-20 yaşındaki genç bir arkadaş da doğru eğitim ve doğru mentorlukla yılların tecrübesinden çok şey öğrenebilir. Mesele yalnızca yaş ya da kaç yıldır direksiyon başında olduğunuz değil; öğrenmeye açık olmak ve kendinizi geliştirmektir. HERKES YAZAR MUSTAFA OKUTUR “Herkes Yazar Mustafa Okutur” sözü de zamanla markamızla özdeşleşti. Düzceli bir arkadaşımız, burayı dekore ettiğimiz dönemde bize bir hediye göndermişti. Kargoyu açtığımızda üzerinde “Herkes Yazar Mustafa Okutur” yazan güzel bir neon tabela gördük. Çok hoşumuza gitti ve kısa sürede Okutur Otomotiv’e de tam oturdu. O günden beri “Herkes Yazar Mustafa Okutur” diyoruz. Bizim için mesele yalnızca bir araç satmak ya da bir otobüsü sefere göndermek değil. Nereden geldiğimizi unutmadan, yaptığımız işi doğru yaparak, insanlarda güven bırakarak ve bu aileyi büyüterek yolumuza devam etmek istiyoruz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.