Mustafa Yıldırım; Bu sektör ‘hayat öpücüğü’nü hak ediyor
Yazının Giriş Tarihi: 02.09.2020 00:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.03.2021 10:18
Bir taraftan karantina döneminde yaşanan borçlanma, istihdam daralması, yatırımların atıl duruma düşmesi, sezon olmasına rağmen maalesef bugün de kaldığı yerden devam etmekte. Geçtiğimiz yıllarla kıyaslama yapıldığında, yolcu sayısında ciddi derecede gerileme söz konusu. Bu yıl 180 milyon bantlarında olan karayolu yolcu taşımacılığı sayısının, 100 milyona kadar düşüş sağlayacağını öngörmekteyiz.
Bu arada sadece şehirlerarası sistemi baz alarak konuşmak hata olur. Lastik tekerlekle taşımacılık yapan tüm sektörlerde büyük yaralanma mevcut. Gerek tam kapasite yolcu taşınamaması, gerekse şehirlerarasında sezonun sona ermesi. Günlük 2.500 sefer planlanlaması yapılırken şu anda 1.300 sefer gerçekleşmekte. Bu 1.300 aracın da yüzde 60 kapasite ile yolcu taşımacılığı yapması, kaybın büyüklüğünü bizlere gösteriyor. Bu maliyet kalemleri ve doluluk oranı ile bir aracın sizlere kâr sağlaması imkansız. Bu durumun ekonomik yansımaları oluyor. İşsizlik, istihdam daralması, bir taraftanda sosyo-ekonomik çöküntü ve onun beraberinde trafik kazaları. Bugün bu daralmaların bir sonucu olarak kazalar meydana geliyor.
Karantina sürecinde ertelenen senetler, krediler önümüzdeki dönemde kapılarımızı çalacak. Pandemi sürecinde para kazanamayanın borç ödeme şansı kalmayacak, bu durum da; zincirin bütün halkalarını oynatacak. Ulaşımdaki tedarik zincirinin tamamı sıkıntı yaşayacak. Maalesef tablo çok karanlık. Artan maliyetler göz önüne alındığında bu iş sürdürülebilir olmaktan çıkmakta. Bu sektör ki diğer sistemlerin varlığı olmadığında taşımacılık yapan, onların eksikliklerini tamamlayıp hizmet veren bir sektör. Ülke olarak göz önüne aldığımızda, özellikle de son dönemlerde insanlar özel araçlarıyla seyahat etmektedirler. Bu durum da kaza riskini artırmaktadır.
Araçlarımızın çoğu parklarda yatmakta. Bu süreçte araçların MTV’leri, kaskosu, sigortası, her şeyi tam bedelle yatırılıyor. Buradan gerekli mercilere seslenmek gerekirse, hakikaten çok zor koşullarda faaliyetini sürdüren firmaların, yarınları yok. Az önce belirttiğim sorunlar, ekonomiye darbe vuracak konumdadır. Mutlaka geçici de olsa kısıtlı kapasitede çalışılan şu dönemde, ek desteklerin sağlanması lazım. Sağolsunlar hükümetimiz desteklerini sağladılar fakat, bu destekler yeterli olmuyor. Bizler düşük kapasiteyle yolcu taşımaktayız, devletimiz de bizlere ülke genelinde düşük maaliyetli akaryakıt, köprü, otoyol hizmeti sağlasın. Bir yandan şehirlerarasında araçlar boş gidip gelmekte, diğer taraftan şehiriçinde insanlar üst üste seyahat etmekte. Bu dönemde en azından turizm ve şehirlerarası araçlar, lüks şehiriçi yolcu taşımacılığı hizmeti verebilsin. Bunlar ara duraksız; örneğin Beylikdüzü-Taksim arası, non-stop hizmet vermeli. Gerekli kurum kuruluşlarla bir araya gelip, belediye başkanımıza, valimize, “buyrun bu milli sermayeyi çürümekten alıp, harekete geçirelim” diyelim.
Bir taraftan çark dönsün, diğer taraftan salgın riskini azaltmaya çalışalım. Bu sistem şehiriçi yolcu taşımacılığı yapan kuruluşları da minumum düzeyde, etkiler. Konuyu İETT?yetkilileri ile görüştük; bu sistemi hayata geçirmesiyle alakalı olumlu dönüşler aldık. Bu durum sadece İstanbul geneli değil, büyük şehirlerimizin tamamında hayata geçirilmeli.
Kazaların nedeni sosyo-ekonomik
Kazalar hakkında konuşmak gerekirse; çok fazla faktör mevcut. Ama bu sebeplerin çoğu bakımsızlıktan geçmekte. Bir otobüs kazası gerçekleştiğinde, sektörümüz günah keçisi ilan ediliyor. Tabii ki suçu varsa eleştirelim, fakat hiç kimse yollara, kaza yapacağım düşüncesiyle çıkmıyor. Otobüs kazalarında en çok mağdur olanlardan birisi, otobüs firması sahipleri. Tedbirler tabii ki alınmak zorunda, bunların denetimleri her zaman yapılmalı. Devamlılığı sağlanmalı.
Nitekim alınan tedbirler doğrultusunda trafik kazalarında azalmalar mevcut. Ama bu durum yeterli değil. Daha çok tedbir alınması lazım. İçişleri Bakanlığı ile çalışmalarımız hız kesmeden devam etmektedir. Kazaların üç ana nedeni mevcut. Bakımsızlık, yangınlar, eğitimsizlik... Tüm bunların altında yatan neden ise, sosyo-ekonomik durumdur. Bunu aştığımızda, sorun da çözülmüş olur.
Bunun yanı sıra toplu ulaşım hizmeti veren araçlara geçiş üstünlüğü sağlanmalı. Yoğun saatler harici tüm köprüler istenildiği gibi kullanılmalı.
Tekerlek dönmeye başlıyor, beraberinde maliyetleriyle birlikte. Bazı destekler sağlanıldı, bunlar yeterli değil. Herkes destek istiyor, hükümetin işi de kolay değil. Fakat insan taşımacılığı yapılan bu sektörün bir ayrıcalığı olmalı. Ne zaman ki tam kapasiteye dönüş olur, o zaman eski düzen yerini alsın.
Her zaman söylüyorum, FSM Köprüsü’nün eş zamanlı kullanımı sağlansın. Bizler FSM’den geçip 3. köprü bedelini ödemeye hazırız. Sizler yasal taşıma sistemini çökertirseniz, ortaya korsan taşıma sistemi gelir. Bu durumda vergi vermeyenler çıkar, ülke ekonomisi kaybeder. Tekrar altını çiziyorum; gerekli mercilerden yüksek yoğunluklu destek bekliyoruz. Okulların açılmasıyla beraber, yıkım zinciri başlayacak. Üreticisinden, tüketicisine kadar. Önümüz kış, Anadolu yakasında bir otogar sorunumuz var, bununla alakalı çalışmalarımız devam etmekte. Ücretsiz şehiriçi servislerin kaldırılması konusunda İETT ve İBB ile ortak çözüm bulunmalı. Sektörün de buna destek vermesi lazım. Şunu gördük, servisler kaldırılsın denince, kaldırılamayacağını anladık. Ancak yerine yeni bir servis taşıma sistemi belirlenirse kaldırılır. Transfer terminalleri yapılsın, yolcularımız bu şekilde otogarlara taşınsın. Umarım başlama vuruşu sağlanır.
Tüm sektör mensuplarının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Yıldırım
Mustafa Yıldırım; Bu sektör ‘hayat öpücüğü’nü hak ediyor
Bir taraftan karantina döneminde yaşanan borçlanma, istihdam daralması, yatırımların atıl duruma düşmesi, sezon olmasına rağmen maalesef bugün de kaldığı yerden devam etmekte. Geçtiğimiz yıllarla kıyaslama yapıldığında, yolcu sayısında ciddi derecede gerileme söz konusu. Bu yıl 180 milyon bantlarında olan karayolu yolcu taşımacılığı sayısının, 100 milyona kadar düşüş sağlayacağını öngörmekteyiz.
Bu arada sadece şehirlerarası sistemi baz alarak konuşmak hata olur. Lastik tekerlekle taşımacılık yapan tüm sektörlerde büyük yaralanma mevcut. Gerek tam kapasite yolcu taşınamaması, gerekse şehirlerarasında sezonun sona ermesi. Günlük 2.500 sefer planlanlaması yapılırken şu anda 1.300 sefer gerçekleşmekte. Bu 1.300 aracın da yüzde 60 kapasite ile yolcu taşımacılığı yapması, kaybın büyüklüğünü bizlere gösteriyor. Bu maliyet kalemleri ve doluluk oranı ile bir aracın sizlere kâr sağlaması imkansız. Bu durumun ekonomik yansımaları oluyor. İşsizlik, istihdam daralması, bir taraftanda sosyo-ekonomik çöküntü ve onun beraberinde trafik kazaları. Bugün bu daralmaların bir sonucu olarak kazalar meydana geliyor.
Karantina sürecinde ertelenen senetler, krediler önümüzdeki dönemde kapılarımızı çalacak. Pandemi sürecinde para kazanamayanın borç ödeme şansı kalmayacak, bu durum da; zincirin bütün halkalarını oynatacak. Ulaşımdaki tedarik zincirinin tamamı sıkıntı yaşayacak. Maalesef tablo çok karanlık. Artan maliyetler göz önüne alındığında bu iş sürdürülebilir olmaktan çıkmakta. Bu sektör ki diğer sistemlerin varlığı olmadığında taşımacılık yapan, onların eksikliklerini tamamlayıp hizmet veren bir sektör. Ülke olarak göz önüne aldığımızda, özellikle de son dönemlerde insanlar özel araçlarıyla seyahat etmektedirler. Bu durum da kaza riskini artırmaktadır.
Araçlarımızın çoğu parklarda yatmakta. Bu süreçte araçların MTV’leri, kaskosu, sigortası, her şeyi tam bedelle yatırılıyor. Buradan gerekli mercilere seslenmek gerekirse, hakikaten çok zor koşullarda faaliyetini sürdüren firmaların, yarınları yok. Az önce belirttiğim sorunlar, ekonomiye darbe vuracak konumdadır. Mutlaka geçici de olsa kısıtlı kapasitede çalışılan şu dönemde, ek desteklerin sağlanması lazım. Sağolsunlar hükümetimiz desteklerini sağladılar fakat, bu destekler yeterli olmuyor. Bizler düşük kapasiteyle yolcu taşımaktayız, devletimiz de bizlere ülke genelinde düşük maaliyetli akaryakıt, köprü, otoyol hizmeti sağlasın. Bir yandan şehirlerarasında araçlar boş gidip gelmekte, diğer taraftan şehiriçinde insanlar üst üste seyahat etmekte. Bu dönemde en azından turizm ve şehirlerarası araçlar, lüks şehiriçi yolcu taşımacılığı hizmeti verebilsin. Bunlar ara duraksız; örneğin Beylikdüzü-Taksim arası, non-stop hizmet vermeli. Gerekli kurum kuruluşlarla bir araya gelip, belediye başkanımıza, valimize, “buyrun bu milli sermayeyi çürümekten alıp, harekete geçirelim” diyelim.
Bir taraftan çark dönsün, diğer taraftan salgın riskini azaltmaya çalışalım. Bu sistem şehiriçi yolcu taşımacılığı yapan kuruluşları da minumum düzeyde, etkiler. Konuyu İETT?yetkilileri ile görüştük; bu sistemi hayata geçirmesiyle alakalı olumlu dönüşler aldık. Bu durum sadece İstanbul geneli değil, büyük şehirlerimizin tamamında hayata geçirilmeli.
Kazaların nedeni sosyo-ekonomik
Kazalar hakkında konuşmak gerekirse; çok fazla faktör mevcut. Ama bu sebeplerin çoğu bakımsızlıktan geçmekte. Bir otobüs kazası gerçekleştiğinde, sektörümüz günah keçisi ilan ediliyor. Tabii ki suçu varsa eleştirelim, fakat hiç kimse yollara, kaza yapacağım düşüncesiyle çıkmıyor. Otobüs kazalarında en çok mağdur olanlardan birisi, otobüs firması sahipleri. Tedbirler tabii ki alınmak zorunda, bunların denetimleri her zaman yapılmalı. Devamlılığı sağlanmalı.
Nitekim alınan tedbirler doğrultusunda trafik kazalarında azalmalar mevcut. Ama bu durum yeterli değil. Daha çok tedbir alınması lazım. İçişleri Bakanlığı ile çalışmalarımız hız kesmeden devam etmektedir. Kazaların üç ana nedeni mevcut. Bakımsızlık, yangınlar, eğitimsizlik... Tüm bunların altında yatan neden ise, sosyo-ekonomik durumdur. Bunu aştığımızda, sorun da çözülmüş olur.
Bunun yanı sıra toplu ulaşım hizmeti veren araçlara geçiş üstünlüğü sağlanmalı. Yoğun saatler harici tüm köprüler istenildiği gibi kullanılmalı.
Tekerlek dönmeye başlıyor, beraberinde maliyetleriyle birlikte. Bazı destekler sağlanıldı, bunlar yeterli değil. Herkes destek istiyor, hükümetin işi de kolay değil. Fakat insan taşımacılığı yapılan bu sektörün bir ayrıcalığı olmalı. Ne zaman ki tam kapasiteye dönüş olur, o zaman eski düzen yerini alsın.
Her zaman söylüyorum, FSM Köprüsü’nün eş zamanlı kullanımı sağlansın. Bizler FSM’den geçip 3. köprü bedelini ödemeye hazırız. Sizler yasal taşıma sistemini çökertirseniz, ortaya korsan taşıma sistemi gelir. Bu durumda vergi vermeyenler çıkar, ülke ekonomisi kaybeder. Tekrar altını çiziyorum; gerekli mercilerden yüksek yoğunluklu destek bekliyoruz. Okulların açılmasıyla beraber, yıkım zinciri başlayacak. Üreticisinden, tüketicisine kadar. Önümüz kış, Anadolu yakasında bir otogar sorunumuz var, bununla alakalı çalışmalarımız devam etmekte. Ücretsiz şehiriçi servislerin kaldırılması konusunda İETT ve İBB ile ortak çözüm bulunmalı. Sektörün de buna destek vermesi lazım. Şunu gördük, servisler kaldırılsın denince, kaldırılamayacağını anladık. Ancak yerine yeni bir servis taşıma sistemi belirlenirse kaldırılır. Transfer terminalleri yapılsın, yolcularımız bu şekilde otogarlara taşınsın. Umarım başlama vuruşu sağlanır.
Tüm sektör mensuplarının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.