Hava Durumu

#Mercedes-Benz

Ulaşım Sektörünün En İyi Temsilcisi - Haber Ulaşım - Mercedes-Benz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mercedes-Benz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mercedes-Benz’den Eylül Ayı Finansman Kampanyaları Haber

Mercedes-Benz’den Eylül Ayı Finansman Kampanyaları

Mercedes-Benz Kasko güvencesiyle kurumsal müşterilere özel hazırlanan yeni hafif ticari araç finansman kampanyaları başladı. 30 Eylül 2026 tarihine kadar geçerli olan kampanyalar, 2025 ve 2026 model araçların tamamını kapsıyor. Tüm Vito modelleri de kampanya kapsamında yer alıyor. Otomobil ve hafif ticari araç satın alımlarında faiz oranları, kredi tutarı ve vadeye göre değişiklik gösteriyor. Kurumsal müşteriler için sunulan kampanya maddeleri şu şekilde: Vito: 1.000.000 TL krediye 8 ay vadede %0 faiz veya 36 ay vadede 1.000.000 TL krediye %2,49 faiz oranı Sprinter: 1.000.000 TL krediye 10 ay vadede %0 faiz veya 36 ay vadede 1.000.000 TL krediye %2,29 faiz oranı EQV: 1.000.000 TL krediye 8 ay vadede %0 faiz oranı eSprinter: 1.000.000 TL krediye 10 ay vadede %0 faiz oranı Mercedes-Benz Certified araçlar: 750.000 TL krediye 5 ay vadede %0 faiz oranı Söz konusu krediler Mercedes-Benz Finansman Türk A.Ş. tarafından sağlanıyor. Şirket, piyasa koşullarına göre faiz oranlarını değiştirme hakkını elinde bulunduruyor. Mercedes Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler A.Ş.'nin ise kredi başvuru ve değerlendirme sürecinde söz ve sorumluluk sahibi olmadığı belirtiliyor. Kampanya detayları için kurumsal müşteriler www.mbfh.com.tr internet sayfasını ziyaret edebilir veya en yakın Mercedes-Benz acentesine danışabilirler. Ayrıca Mercedes-Benz Finansman Türk A.Ş. ve Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler A.Ş. kampanya içeriğini değiştirme hakkını saklı tutuyor.

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, Perakende ve Lojistik Dünyasının Paydaşlarıyla Perakende Zirvesi 2026’da Buluşuyor Haber

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, Perakende ve Lojistik Dünyasının Paydaşlarıyla Perakende Zirvesi 2026’da Buluşuyor

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, 9-10 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek 17. Perakende Zirvesi'nin Ana Sponsorları arasında yer alıyor. Gıda ve içecekten kişisel bakıma, e-ticaret ve hızlı teslimattan mobiliteye uzanan farklı sektörlerin liderlerini aynı çatı altında buluşturan zirve; e-ticaretin büyümesi, tüketicilerin artan hız beklentisi ve maliyet baskılarıyla yeniden şekillenen perakende ve lojistik ekosisteminin güncel ihtiyaçlarını ele alıyor. Zirvede Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, Vito Mixto ve Sprinter Panelvan modellerini de ziyaretçilerle buluşturuyor. Sponsorluğa ilişkin değerlendirmede bulunan Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar İcra Kurulu Üyesi Tufan Akdeniz, Perakende Zirvesi'nin Ana Sponsoru olarak, sektörün en kritik karar vericileriyle aynı çatı altında buluşmayı çok değerli bulduklarını belirterek “Bu yıl 17’ncisi düzenlenen Perakende Zirvesi’nde sektörün tüm paydaşlarıyla bir araya gelmek, değişen operasyonel ihtiyaçları ve beklentileri doğrudan kendilerinden dinlemek bizim için çok kıymetli. Perakende ve lojistikte artık yalnızca hız değil; şeffaflık, öngörülebilirlik, esneklik ve verimlilik de rekabetin temel unsurları arasında yer alıyor. Biz de müşterilerimizin yalnızca araç ihtiyacını değil, operasyonlarının tamamını anlamaya; araç seçiminden kullanım sürecine, satış sonrası hizmetlerden ikinci el değerine kadar her aşamada katma değer sunan bir iş ortağı olmaya odaklanıyoruz.” dedi. Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar’dan Uçtan Uca Çözüm Yaklaşımı Türkiye’de 30 yıldır satışta olan ve 2025’te yüz bininci adedi satılan Sprinter’i farklı operasyonlara uyarlanabilen çok yönlü bir platform olarak konumlandırdıklarını belirten Tufan Akdeniz, Vito Mixto ile yük ve yolcu taşımacılığında sundukları çözüm yelpazesini genişlettiklerini ifade etti. Akdeniz, 2023 yılında geçtikleri online satış modeliyle satın alma deneyimini daha hızlı, şeffaf ve öngörülebilir hale getirdiklerini; online rezervasyonla başlayan hafif ticari araç satışlarının 2025’te toplam satışların yüzde 12,5’ine, 2026’da ise yüzde 15,8’ine ulaştığını belirtti

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde Haber

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde

PAZAR TEZGÂHINDAN OTOBÜS DİREKSİYONUNA UZANAN BİR HİKÂYE 1978 yılında Rize’de doğdum. Biz aslen Rizeliyiz. Babam memurdu; valilikte, istatistik alanında çalışıyordu. O yıllarda memur maaşıyla özellikle İstanbul gibi bir şehirde bir ailenin geçimini sağlamak kolay değildi. Babam memuriyeti bıraktıktan sonra ben de okul hayatına ara verip iş hayatına atıldım. Liseyi dışarıdan tamamladım ve ticarete gıda işiyle başladım. Pazarcılık yaptık; Üsküdar’da belediyenin katlı otoparkının altında ilk şarküterimizi açtık. Daha sonra yine gıda sektöründe devam ettim. Marmara Üniversitesi bünyesinde kantinler işlettim; bugün de bunlardan biri faaliyetini sürdürüyor. Kafe işletmeciliği yaptığımız dönemler de oldu. Çevremde “Kantinci” lakabıyla anılmamın sebebi de bu yıllardır ancak gönlümde her zaman otomobil ve otobüs merakı vardı. Ailemde babadan ya da dededen gelen bir otobüsçülük geçmişi yoktu; bu tamamen benim ilgim ve merakımdı. 1997’DE İLK OTOBÜSÜMÜ ALARAK SEKTÖRE ADIM ATTIM Otobüsçülük hikâyem 1997 yılında ilk otobüsümü almamla başladı. O dönemlerde V8’lerin Bursa’ya götürülüp kasa yenileme hikâyeleri çok konuşulurdu. Bizim ana işimiz gıda ve kantincilikti. “Yazın otobüsçülük yapar, hem de merakımızı gideririz; kışın kantin işiyle devam ederiz” düşüncesiyle bu işe girdik. Bir bakıma iki işi birbirini tamamlayan bir düzen içinde yürütmeye başladık. 1997’de aldığımız otobüsle turizm taşımacılığı yaptım. Piyasanın çok iyi olduğu dönemlerde bireysel otobüsçülük de yaptım. Uzun yıllar direksiyona çıktım. Zamanla şunu gördüm: Otobüsün direksiyonuna çıkmak bir taraftan kazandırırken başka taraftan daha fazlasını götürebiliyor; hem zaman hem de maliyet açısından ciddi yükü var. Bugün de ihtiyaç olduğunda ya da gerçekten gezmek istediğimde direksiyona çıkıyorum. REKABET DAHA ÖNCE HİÇ OLMADIĞI BİR SEVİYEYE ÇIKTI Şu anda bünyemizde 6 otobüs bulunuyor; bunların 5’i Mercedes-Benz, 1’i Neoplan. Mercedes-Benz’e ayrı bir sevgimiz var. Benim için bu yolların üzerine değer katan araçlardan biri Mercedes-Benz’dir; “Yıldız her yerde yıldız” diyorum. Fakat sektörün bugünkü koşulları geçmişten çok farklı. Yenikapı’ya gittiğinizde bekleyen otobüslerin durumunu görüyorsunuz; bir o kadar aracın da İstanbul’un farklı sokaklarında beklediğini düşünün. Bu kadar araca yetecek iş hacmi artık yok. Eskiden otobüsçüler arasında işi paylaşmak, birbirine iş paslamak daha yaygındı. Bugün rekabet çok daha sert. Ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde; işe ulaşmak gerçekten çok zorlaştı. YERLİ PİYASANIN YANINA AVRUPA’YI DA EKLEDİK Yurt dışı turlarını daha önce de dönem dönem yapıyordum ancak son iki yıldır Avrupa operasyonlarına daha fazla ağırlık verdik. Hem yerli piyasada hem yurt dışında çalışıyor, imkân oldukça otobüslerimizi Türkiye’nin ve dünyanın farklı noktalarına göndermeye gayret ediyoruz. Bu işin tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını; güçlü bir ekip gerektirdiğini her gün yeniden görüyoruz. 6 OTOBÜS DEMEK, YEDEKLERİYLE BİRLİKTE 15 VİZELİ KAPTAN DEMEK Bugün 6 otobüsünüz varsa en az 12 şoföre ihtiyacınız var. İki-üç yedek kaptanı da hesaba kattığınızda yaklaşık 15 vizeli şoförden söz ediyoruz. Asıl sıkıntılardan biri, özellikle uzun yol ve Avrupa tecrübesi bulunan vizeli kaptan bulmak. Her ehliyeti olan sürücüyü doğrudan Avrupa hattına veremezsiniz. Şoför ihtiyacını çoğunlukla yıllardır tanıdığımız çevreden, tavsiye ve referansla çözmeye çalışıyoruz. Son dönemde yeşil pasaport sahibi şoför sayısı arttı. Çok tercih etmesem de ihtiyaç olduğunda referansını aldığımız isimlerle çalışıyoruz. Sürücülük kabiliyeti iyi olup güzergâh tecrübesi eksik olan arkadaşlarımızı da deneyimli kaptanların yanında yedekçi olarak görevlendiriyoruz. Örneğin kişi Bulgaristan ve Yunanistan’a gitmiş olabilir ama İtalya güzergâhını bilmiyorsa, önce bilen bir kaptanın yanında tecrübe kazanmasını sağlıyoruz. AVRUPA’DA EN KÜÇÜK HATA BİLE BÜYÜK MALİYETE DÖNÜŞEBİLİYOR Avrupa operasyonlarında çok daha seçici olmak zorundasınız çünkü yaptırımlar ve maliyetler Türkiye’ye göre oldukça ağır. En küçük cezanın dahi 3-5 bin avrolardan başlayabildiği bir ortamdan söz ediyoruz. Allah korusun bir kaza ya da ciddi bir arıza olduğunda mesele çok daha büyüyor. Araçlarımızın bakımına önem verdiğimiz için şimdiye kadar büyük arıza problemleri yaşamadık ancak bu sezon küçük kazalar, sürtmeler gibi hadiseler oldu. Bunların bile Avrupa’da çözümü ciddi bir organizasyon ve maliyet gerektiriyor. Bu nedenle hem araç hem de kaptan seçiminde işi baştan sıkı tutmak zorundasınız. TÜRKİYE’DE KALAN SON V8’LERDEN BİRİNİ FABRİKA AYARINDA YENİLİYORUZ Otobüs merakı benim için yalnızca ticaret değil. Şirketimizde 1996 çıkışlı özel seri bir V8 bulunuyor. Normal seri üretimin 1992’de sona erdiği biliniyor; ancak 1996 yılında yurt dışından gelen özel sipariş üzerine 10 araç daha üretildiğini biliyoruz. Bunların beşi yurt dışına gönderildi, beşi Türkiye’de kaldı. Benim aracım, bugün Türkiye’de yaşadığı bilinen son üç örnekten biri. Ruhsat çıkışı da 01.01.1996. Araç şu anda Bursa’da restorasyonun son aşamasında. Bunu para kazanmak için yaptığımız bir çalışma olarak görmüyorum. Zaten restorasyona harcadığımız maliyeti görseniz “Ne gereği var?” dersiniz ama bu biraz sevda işi. İşe başladığımız yılların otomobili olduğu için benim açımdan ayrı bir anlam taşıyor. Yıllarca yatmış bir araçtı. Yapmışken olabildiğince orijinal ve fabrika çıkışına yakın hâle getirmek istedim. O dönemin koltuk kumaşını yeniden diktirdik, boyasından diğer detaylarına kadar mümkün olduğunca özgün hâlini korumaya çalışıyoruz. İlk etapta Kapadokya turu, ardından da Yunanistan turu planlıyoruz. Acenteler de aracı bekliyor. Eski apoletli gömleklerimizi giyip dönemin atmosferini yeniden yaşatmak istiyoruz. Tam anlamıyla nostaljik bir proje olacak. BUGÜN 20-30 OTOBÜSLÜK BİR FİLOYU YÖNETMEK ÇOK BÜYÜK SORUMLULUK Otobüsçülüğü artık tek işim olarak görmüyorum çünkü bugün bir otobüse yaklaşık 22 milyon lira verip 20-30 araçlık bir filo kurduğunuzda yalnızca araç yatırımı yapmış olmuyorsunuz; şoförü, acentesi, operasyonu ve her gün değişen sorunlarıyla çok büyük bir yapıyı yönetmek zorunda kalıyorsunuz. Bu ölçekte bir işi doğru yönetmek gerçekten çok zor. Ben bir işi yapıyorsam en iyisini yapmaya çalışırım. Yapabileceğime inanıyorsam girerim. Çalıştırdığım ya da sattığım araçla ilgili insanların şikâyet etmesini istemem. Kendi ismimin ve markamın zedelenmesini istemem. Bu nedenle işi elimizden geldiğince doğru yapmaya, bu sektörden doğru ticaretle ekmek yemeye çalışıyoruz. KENDİMİN KULLANMAYACAĞI ARACI NE ALIRIM NE SATARIM Otobüs işletmeciliğinin yanında araç alım-satımı da yapıyoruz. İnsanlar artık bir araç alacak ya da satacak olduklarında bizi arıyor; “Şunu alır mısın, bunu verir misin?” diye danışıyorlar. Bizi Okutur Otomotiv yapan şeyin temelinde de bu güven var. Eski araçları da seviyorum ancak araç alırken nokta atışı seçim yapmaya çalışırım. Önce benim o aracı sevmem gerekir. Bir aracı aldığımızda hemen satışa çıkarmıyoruz. Önce eksiklerini gideriyor, emek veriyor ve olması gereken seviyeye getiriyoruz. Piyasada “Nasıl olsa satacağım, neden masraf edeyim?” anlayışı olabiliyor. Biz bu mantıkla hareket etmiyoruz. Sosyal medyanın sağladığı imkânla yaptığımız işleri de şeffaf biçimde göstermeye çalışıyoruz: “Bu aracı böyle aldık, şu işlemleri yaptık ve bu hâle getirdik” diyoruz. Bu şeffaflık zamanla güven ve tavsiye oluşturuyor. Siz bizden araç alıp memnun kaldığınızda bir arkadaşınıza söylüyorsunuz; böylece aile büyüyor. Tüm ticaretlerimizde temel prensibimiz çok net: Kendimizin kullanmayacağı aracı ne alırız ne satarız. Otobüs konusunda bu hassasiyetim daha da yüksek. Çalıştırıp gönül rahatlığıyla sefere gönderemeyeceğim bir otobüsü başkasına satmak vicdanıma sığmaz. Bu yüzden bazen araçlara piyasanın gerektirdiğinden daha fazla masraf yapıyoruz. Her zaman o masrafı doğrudan geri alamayabilirsiniz ama müşteri daha sonra “Okutur’dan araba aldım, beni üzmedi” dediğinde bence karşılığını almış oluyorsunuz. Belki üç kuruş fazla vermiştir ama hakkını aldığını biliyordur. Düşük kilometreli, geçmişini bildiğimiz ve tanıdığımız araçları tercih etmemizin sebebi de bu. ŞOFÖRLÜK SADECE YIL SAYISI DEĞİL, KENDİNİ GELİŞTİRME MESELESİ Bu sektör insana kendini sürekli geliştirmesi gerektiğini öğretiyor. Bir insan 80 yaşına gelmiş, yıllardır şoförlük yapmış olabilir ama yıllardır sadece aynı güzergâhta çalışıyorsa ona bir turizm otobüsü verip Uludağ’a ya da Kartalkaya’ya çıkmasını bekleyemezsiniz. Belki hayatında hiç zincir takmamıştır. Bu onu kötü şoför yapmaz; yaptığı işin niteliği farklıdır. Aynı şekilde 18-20 yaşındaki genç bir arkadaş da doğru eğitim ve doğru mentorlukla yılların tecrübesinden çok şey öğrenebilir. Mesele yalnızca yaş ya da kaç yıldır direksiyon başında olduğunuz değil; öğrenmeye açık olmak ve kendinizi geliştirmektir. HERKES YAZAR MUSTAFA OKUTUR “Herkes Yazar Mustafa Okutur” sözü de zamanla markamızla özdeşleşti. Düzceli bir arkadaşımız, burayı dekore ettiğimiz dönemde bize bir hediye göndermişti. Kargoyu açtığımızda üzerinde “Herkes Yazar Mustafa Okutur” yazan güzel bir neon tabela gördük. Çok hoşumuza gitti ve kısa sürede Okutur Otomotiv’e de tam oturdu. O günden beri “Herkes Yazar Mustafa Okutur” diyoruz. Bizim için mesele yalnızca bir araç satmak ya da bir otobüsü sefere göndermek değil. Nereden geldiğimizi unutmadan, yaptığımız işi doğru yaparak, insanlarda güven bırakarak ve bu aileyi büyüterek yolumuza devam etmek istiyoruz.

Ankara’daki Yolculuğumuzu İstanbul’a da Taşıyacağız Haber

Ankara’daki Yolculuğumuzu İstanbul’a da Taşıyacağız

HAYATIM 1980 YILINDA SANAYİDE KAROSERCİLİĞİ ÖĞRENMEKLE BAŞLADI 1967 yılında Ankara'nın Çamlıdere ilçesinde doğdum. Evliyim, iki çocuk babasıyım. Hayatım 1980 yılında sanayide karosercilik ile başladı. 1982'de Bursa'ya geçtim; dönemin ünlü ustası Fevzi Usta'nın yanında altı yıl boyunca gece gündüz çalıştım. O yıllar hem mesleğimi hem de bu işe bakışımı şekillendirdi. 1987'de askere gittim. Döndükten sonra Ankara'ya yerleştim ve 1990'a kadar karoserciliğe devam ettim. Ardından mavi bir Ford minibüs alarak taşımacılık işine girdim; Ankara'nın servis taşımacılığı yapan firmalarında bireysel arabacılık yaptım. 1993 yılında Çalıkıran Turizm'i kurdum. Şirketi anonim şirket yapana kadar durmadan çalıştım; zamanla turizm taşımacılığının yanına servis taşımacılığını da ekledik. OTOBÜSÇÜLÜK BİZDE BABA MESLEĞİ; İLK ÇIKAN V6'LARLA YOLA ÇIKTIK Otobüsçülük bizde baba mesleği. Babam Gazanfer Bilge Turizm bünyesinde bireysel otobüsçülük yapardı. İlk çıkan V6, ardından V8 araçlarla yıllarca taşımacılık yaptık. 2004 yılında 403 alarak peron taşımacılığına devam ettik. 2011'de acentemizi açarak turizm işine profesyonel olarak adım attık. Uzun yıllar kardeşlerimle birlikte hem turizm hem de servis taşımacılığını birlikte yürüttük. 2026 yılının başında şirketten ayrılarak Çalıkıran Seyahat ve Call Tur şirketlerini kurdum. Bu iki yapıyla yeni bir dönem başlattım; birikimimi, sektördeki ismimi ve kurumsal anlayışımı daha odaklı bir çerçevede hayata geçiriyorum. HİZMET KALİTESİ VE GÜVENLİKTE ASLA TAVİZ VERMİYORUZ Artık araç vermekle yetinmiyoruz; kendi turlarımızı kendimiz düzenliyoruz. Karadeniz, Güneydoğu, Ege günübirlik turları, butik organizasyonlar, Batum konaklamalı programlar, Balkan ve Avrupa turları portföyümüzde yer alıyor. Bunların yanı sıra uçak bileti satışı yapıyoruz; İtalya ve Dubai başta olmak üzere çeşitli yurt dışı turlar için anlaşmalarımız mevcut. Hizmet kalitesinde taviz vermiyoruz. Turlarımızda gittiğimiz bölgenin 5 yıldızlı otellerini tercih ediyoruz; 5 yıldız yoksa 4 yıldızdan aşağıya inmiyoruz çünkü Abdullah Çalıkıran olarak sektörde tanınan, güvenilen bir isim var ortada. Bu ismi hizmet kalitesiyle taşımak mecburiyetindeyiz; bu hem bir tercih hem de bir sorumluluk. ANKARA ARTIK BİZE DAR GELİYOR; İSTANBUL'DA CİDDİ POTANSİYEL GÖRÜYORUM Şu an 100'e yakın araçlık bir filoya sahibiz. Bu yıl içinde Mercedes-Benz Sprinter, Vito ve Tourismo; Temsa MD9; Isuzu Kendo ve MAN olmak üzere çeşitli markalardan araç alımlarımız gerçekleşti. Filomuz ciddi ölçüde hem yenilendi hem de büyüdü. 65 kişilik ekibimizle faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. İki oğlum şirket yönetiminde aktif rol üstlendi; bu bana hem moral hem de güç veriyor. Ankara'da 22 otobüsle çalışıyoruz ama Ankara artık bize dar gelmeye başladı. İstanbul'da ciddi bir potansiyel görüyorum ve bu potansiyeli değerlendirmek için Ataköy'de ofis açmayı planlıyoruz. Bunun yanı sıra 20 ila 30 araçlık bir binek araç filosuyla Rent A Car sektörüne de giriyoruz. Yakın zamanda büyük bir markanın bayiliğini bünyemize katıyoruz. Çalıkıran Seyahat büyümeye devam edecek. İŞLERİN AZ OLMASI FİYATLARIN CİDDİ ORANDA KIRILMASINA SEBEP OLUYOR Bu sezonu iyi göremiyorum; açık konuşmak gerekiyor. Her geçen yıl bir öncekinin altında kalıyoruz. Çalıştığımız acentelere bu sezon öncesine kadar 300 araç verirken, şu an 150 bile vermekte güçlük çekiyoruz. Sektörde yaklaşık yüzde elli oranında bir daralma var. Bu daralmanın ardında küresel dinamikler yatıyor. Devam eden savaşlar, ekonomik belirsizlik, altın fiyatlarındaki yükseliş... Bunların tamamı insanların seyahat kararlarını doğrudan etkiliyor. İnsanlar gezmeyi ertelerken, sektörümüz ağır bir yük taşıyor. Biz köklü ve mali yapısı sağlam bir firma olduğumuz için çarkı döndürmeye devam edebiliyoruz ama küçük bireysel işletmeciler için tablo çok daha ağır. Bireysel otobüsçüler şu an iş bulamadığı için fiyat kırmak zorunda kalıyor. Depodan mazot bitmeden gitmesi gereken iş 20-25 liraya karşılık, 15-20 liraya kabul ediliyor. Bu fiyat kırımı bir süre sonra bizim gibi kurumsal firmaları da etkisi altına alıyor. Piyasadaki bu kısır döngü kırılmadan, sektörün gerçek anlamda toparlanması mümkün değil. Bireysel işletmecinin ayakta kalması, bütün sektörün sağlığı açısından zorunludur.

Mercedes-Benz eCitaro Yakıt Hücreli Otobüs, “2026 Elektrikli Yakıt Hücreli Otobüs Şampiyonu” Seçildi Haber

Mercedes-Benz eCitaro Yakıt Hücreli Otobüs, “2026 Elektrikli Yakıt Hücreli Otobüs Şampiyonu” Seçildi

Mercedes-Benz eCitaro yakıt hücreli otobüs, ekonomi dergisi Omnibusspiegel tarafından düzenlenen uluslararası elektrikli otobüs karşılaştırma testinde bir kez daha zirveye yerleşerek “2026 Elektrikli Yakıt Hücreli Otobüs Şampiyonu” ilan edildi. Böylece prestijli ödül, üst üste üçüncü kez Mercedes-Benz yıldızını taşıyan bir otobüse verilmiş oldu. Bu başarı, eCitaro yakıt hücreli otobüs için de önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Aynı güç aktarım teknolojisine sahip beş aracın değerlendirildiği testte Mercedes-Benz eCitaro yakıt hücreli otobüs, açık ara birinciliğe ulaştı. Yakıt hücreli teknolojiyle daha yüksek menzil Mercedes-Benz eCitaro yakıt hücreli otobüs, elektrikli güç aktarma sistemini menzili artıran yakıt hücresi teknolojisiyle bir araya getirdi. Yakıt hücresi, sürüş sırasında sürekli elektrik üreterek bu enerjiyi yüksek voltajlı bataryalara aktarıyor. Bu sayede araç, yalnızca batarya ile çalışan elektrikli otobüslere kıyasla daha yüksek işletme menziline ulaşabiliyor. Yerel ölçekte CO₂ emisyonu olmadan çalışan eCitaro yakıt hücreli otobüs, özellikle uzun çalışma süreleri ve yoğun kullanım döngülerine sahip şehir içi hatlar için güçlü bir çözüm sunuyor. Başarı serisi devam ediyor Daimler Buses, 2023 yılında Mercedes-Benz eCitaro solo modeliyle, 2024 yılında ise eCitaro G körüklü versiyonuyla “Elektrikli Otobüs Şampiyonu” unvanını elde etmişti. Mercedes-Benz eCitaro yakıt hücreli otobüsün kazandığı bu son ödülle birlikte Daimler Buses, elektrikli şehir içi ulaşım alanındaki başarı serisini sürdürerek toplu taşımada elektrifikasyon konusundaki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koydu.

Bu Yolları Sadece Yıldızlı Otobüsler Çıkar Haber

Bu Yolları Sadece Yıldızlı Otobüsler Çıkar

BİR ARAÇLA BAŞLAYAN YOLCULUKALTI ARAÇLA DEVAM EDİYOR 1978 yılında Ordu'nun Aybastı ilçesinde doğdum. Otobüsçülük bizim baba mesleğimiz. 1993 yılında babam tek bir otobüsle bu sektöre adım attı. Birlikte çalışarak, adım adım büyüdük. O günlerden bugüne geldiğimizde filomuzda altı araç var, bünyemizde 48 personel çalışıyor: yazıhanecilerden kaptanlara, muavinlere kadar ve bu 48 kişinin tamamı kendi yöremizin insanları. Bu hem bir tercih hem de bir sorumluluk. Aybastı kalkışlı seferlerimizle İstanbul ve Ankara'ya taşımacılık yapıyoruz. Peki neden Aybastı'dan ana kalkış? Çünkü Aybastılı gurbetçiler İstanbul ve Ankara'da yoğun biçimde yaşıyor. Daha önce bu bölgede gerçek anlamda düzenli bir karayolu taşımacılığı yoktu. İnsanlar Fatsa'ya kadar jiplerle, kamyon kasalarıyla inerek oradan yolculuğa başlardı. Biz bu boşluğu doldurarak hem memlekete hizmet ettik hem de Aybastılı yolcuya onurlu bir seyahat imkânı sunduk. Bu, gurur duyduğumuz bir başlangıç noktası. SARP ARAZİDE TEK MARKA “MERCEDES-BENZ” Aybastı, rakım olarak oldukça yüksek konumda yer alıyor. Yollar dik, virajlar keskin ve yer yer ciddi biçimde bozuk. Neredeyse tek bir saat içinde sağanak yağış, sis, kar ve güneş; dört mevsimi bir arada yaşayabilirsiniz bu coğrafyada. Normal araçların dahi zorlandığı bu sarp arazilerde bizim için tek bir marka var: Mercedes-Benz. Diğer markalar hakkında olumsuz bir şey söylemek istemem; ama şunu net olarak ifade edebilirim: bu yolları güvenle ve sorunsuz çıkabilen tek marka Mercedes-Benz. Yıldızlı otobüsler bu arazinin hakkını veriyor. Hem motor gücü hem de araç stabilitesi açısından Aybastı gibi zorlu güzergâhlarda bu marka fark yaratıyor. Filo tercihimiz bu bilinçli kararın ürünü. AYBASTI'DAN İSTANBUL'A GÜNDE 3 SEFER DÜZENLİYORUZ Aybastı'dan İstanbul'a olan yolculuk molalar dahil ortalama 16 saat sürüyor. Bu mesafe kolay değil ama her gün düzenli olarak 2 ila 3 sefer kaldırıyoruz. Gündüz 12.00, 14.00 ve 15.00 kalkışlarımız mevcut. Yaz aylarında yoğunluğa göre bu saatler artıyor, ilave seferler devreye giriyor. İstanbul dönüşlerinde doluluk oranlarımız yüzde yüze ulaşıyor. Aybastı dönüşleri ise yüzde elli ila altmış bandında seyrediyor. Bu asimetri bölgeye özgü bir dinamiği yansıtıyor: gurbetçi nüfus memlekete dönmek için her zaman hazır ama dönüş yolculukları daha seyrek gerçekleşiyor. Yöre firması olmanın en büyük avantajı da bu tabloya çözüm üretebilmekte yatıyor. SAHİL YOLCUSUYLA YÖRE YOLCUSU UYUM İÇİNDE Yöre firması olmak bu sektörde gerçek bir avantaj sağlıyor. Yolcularımız bizi tanıyor, bize güveniyor; biz de onları tanıyoruz. Sahil yolcusu ile yöre yolcusu arasında hiçbir zaman ciddi bir uyumsuzluk yaşamadık. Herkes kendi yerine oturuyor, yolculuk uyum içinde geçiyor. Bu da ekibin ve işletmenin uzun yıllar birlikte çalışmasından doğan bir güven ortamının ürünü. Çalışanlarımızın tamamının yöre insanı olması bu uyumu pekiştiriyor. Yolcu ile personel arasında dil, kültür ve aidiyet ortaklığı var. Bu yakınlık hem hizmet kalitesine yansıyor hem de yolcuda güven duygusunu güçlendiriyor. Kurumsal firmaların üretmekte zorlandığı bu samimi bağ, yöre firmalarının en değerli birikimi. GEÇEN YIL FINDIK YOĞUNLUĞU YOKTU AMA BU YIL UMUTLUYUZ Bölgemizin en güçlü mevsimsel motoru fındık hasadı. Geçen yıl fındık verimi düşük olduğu için sektör ciddi bir durgunluk yaşadı. Gurbetçiler memlekete gelmiyor; bağ, bahçe işi yoksa hareket de olmuyor. Fındık mevsimi bu coğrafyada sadece bir tarım döngüsü değil; aile yolculuklarının, memleket özleminin ve ekonomik hareketliliğin tam ortasında duran bir olay. Bu yıl fındık hasadının iyi geçeceğini umuyoruz.Gurbetçiler hem fındık toplamak hem de ailesiyle vakit geçirmek için Aybastı'ya akın ediyor; herkesin bağı var, bahçesi var. Bu hareketlilik doğrudan seferlerimize yansıyor. Bayramın 9 gün olması da piyasayı normalden daha erken harekete geçirdi. Sezonun hayırlı ve bereketli geçmesini yürekten diliyorum. YAKIT MALİYETLERİ ARTTI, AYNI GÜN BİLETE ZAM YAPAMADIK Küresel krizler ve bölgesel çatışmaların etkisiyle yakıt maliyetleri sektörü derinden sarstı. Günlük aşırı zamlar geldi; ama biz aynı gün biletlerimize zam yapamadık. Bu, karayolu taşımacılığının yapısal bir handikabı. Diğer ticaret sektörlerinde anlık maliyet artışı anlık fiyat yansımasına dönüşebilir; bizde bu mümkün değil. Yolcu aldatılmış hisseder, bilet iptal eder; biz de zararı sineye çekeriz. Akaryakıt fiyatlarının görece dengelendiği son dönemde bir nefes aldık ama bu denge ne kadar sürer, belli değil. Sektörün fiyat esnekliğini artıracak bir mekanizmaya ihtiyaç var;maliyetlerdeki ani değişimlere karşı daha hızlı tepki verebilelim diye. Bu olmadığı sürece her kriz dalgası bizi gecikmeli ama ağır bir şekilde vurmaya devam edecek. FSM KÖPRÜSÜ VE CEZALAR BIKTIRDI, EN AZINDAN BİR ALTERNATİF BIRAKILSIN Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün otobüslere alternatif olarak açılmasını talep ediyoruz. Özellikle sabah erken saatlerde araçlarımız İstanbul'a girdiğinde trafik henüz yoğunlaşmamış oluyor. O saatte bir otobüs zaten trafiğin içine girmez ama en azından seçenek olsun. Yoğun saatlerde üçüncü köprüyü kullanan sürücüler, boş saatlerde ikinci köprüyü tercih ediyor. Tek bir seçeneğe mahkûm olmak hem maliyeti artırıyor hem de operasyonel esnekliği kısıtlıyor. Cezalar meselesine gelince: firmalara yansıyan cezalar son dönemde ciddi biçimde arttı. Bu cezaların bir kısmı son derece haksız ve orantısız. Sektörün bu konuda da yetkili mercilerle masaya oturması ve adil bir düzenlemenin hayata geçirilmesi şart. Elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz ama önümüzdeki engeller kaldırılmadığı sürece yeterli olmayacak.

5-10 Yıl Sonra Bu Otobüsleri Kim Sürecek? Haber

5-10 Yıl Sonra Bu Otobüsleri Kim Sürecek?

HER ŞEYİMİZİ MADDİ İMKANSIZLIKLAR NEDENİYLE BAŞLADIĞIMIZ BU İŞTEN KAZANDIK Evliyim, iki çocuk sahibiyim. İstanbul Fatih'te doğdum; aslen Mardinliyim. Hayat bizi merdivenlerinden teker teker çıkardı. İlkokuldan sonra okuyamadım. Ailevi nedenler bizi sekiz dokuz yaşında Bayrampaşa'dan otogara getirdi. O yıllarda otogar, çevremizin fırsat kapısı olarak gördüğü yerdi. Biz de kendimizi orada bulduk. Beş kardeşiz; bir kız, dört erkek. Hepimiz bu işe dört elle sarıldık ve bugün her şeyimizi bu işten kazandık. Bunun için binlerce şükür. HALIYA İHTİYACI OLMAYAN DOSTLARIMIZ BİLE HALI ALMAYA GELİRDİ İş hayatıma oto halı sektöründe başladım; biraderimle birlikte çalıştık. Zamanla çalıştığımız yerden hisse istedik ama kabul görmedi. Bunun üzerine kendi iş yerimizi açmaya karar verdik. Dostlarımız, ağabeylerimiz bize kol kanat gerdi. Kimseyi kırmadan, hep gülerek ilerlemeye çalıştık. Mehmet Oto Halı serüveni de bu anlayışla başladı. Mehmet Oto Halı bana çok şey kattı. Sektörün içindeydik ama henüz kendi adımıza bilinmiyorduk. Dükkânı açtığımızda sevenlerin desteği inanılmazdı; halıya ihtiyacı olmadığı hâlde halı alan müşteriler bile oldu. Sonra Bağcılar'da bir galeri denemesi yaptık ama oranın sektörümüze uymadığını gördük. Asıl yerimizin otogar olduğunu o zaman anladık. Hem halı hem de otobüs yatırımına döndük. Ana işimiz halı; kırmızı çizgimiz o. TÜM FAALİYETLERİMİZİ “ATS GRUP” ADIYLA BİR ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİRDİK Şu an farklı firmalarda çalışan 9 otobüsümüz var. Bunun yanı sıra uluslararası bir alanda ortağım Abdullah Koçakelçiile birlikte Almanya, Fransa ve Hollanda hatlarında faaliyet gösteriyoruz. Avrupa'da güçlü bir hat ağımız oluştu. Aynı zamanda halı işimiz, organizasyon şirketimiz ve otomotiv alandaki çalışmalarımız da sürüyor. Tüm bu yapıyı kurumsal bir çatı altında toplamak için ATS Grup adını koyduk; soyadımız Atış'tan geliyor. OTOBÜS MODELLERİ ARASINDAKİ YAKIT FARKINI EN ÇOK “ŞOFÖR” ETKİLİYOR Araç tercihlerinde bir şeyi sahada öğrendik: yakıt tüketimi markadan çok şoförün gazla ilişkisine bağlı. Tourismo ile Travego arasında 40 litre fark olduğunu gözlemledik; şoföre göre bu fark bazen 60-70 litreye kadar çıkabiliyor.Ege hatlarında çalışan araçlarımızda Tourismo daha verimliancak yüksek tavanlı araçların büyük bagaj avantajı da göz ardı edilemez. Avrupa hatlarımızda dingilli araçlar daha çok talep görüyor. Yenileme sürecini sürdürüyoruz; bu ay yeni bir teslimatımız daha var. Mercedes-Benz'in sektördeki belirleyici konumunu korumaya devam ettiğini görüyoruz; rekabetin bu alanda daha da güçlenmesi sektörün yararına olur. MALİYETLERİN YÜKÜNÜ İŞİN İÇİNE GİRMEDEN BİLEMEZSİNİZ Bu sektörün en acı gerçeği maliyetler. İçine girmeden anlayamazsınız. Firmalar komisyon kesintileri konusunda haklı kendi açılarından ama bu kalemler bireysel yatırımcı için ciddi bir yük. Araçları alt servislere indirdiğinizde lastikten tutun tüm bakım kalemlerinde fiyatlar uçuk. Kredi faizleri yüksek, erişim ise giderek zorlaşıyor. HOSTLUK SİSTEMİ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE ŞOFÖR YETİŞTİREMEYİZ En kritik sorunumuz şoför ve muavin yetiştirememek. Şoförlerimizle aile gibi olmaya çalışıyoruz çünkü malımızı, mülkümüzü, canımızı teslim ediyoruz onlara ama yetişmiş şoför de yetişmiş muavin de kalmıyor. Büyük firmalarda hostluk sistemi yaygınlaştı ancak hosttan şoför çıkmaz. Şoför, muavinlikten yetişir. Muavin olarak başlayan biri aracı tanır, arıza anında ne yapacağını bilir, araç bakımını öğrenir. Bugün dışarıdan getirilen şoförlerin çoğu bu deneyimden yoksun. Yolda arıza, sürüş disiplini, basit bir teknik müdahale...Bunların hiçbirini bilmiyor. Büyük firmaların muavin yetiştirme programlarına acilen yatırım yapması şart. Beş on yıl sonra bu sektörde şoför bulamazsak, bu işi de yapamayız. Bu mesele hem sektörün hem devletin ortak sorumluluğu. ŞOFÖRÜN SİGORTASI AYNI GÜN AKTİF OLMALI Son olarak çok pratik ama çok önemli bir konuya değinmek istiyorum: takosu dolduğu için rotasyona giren şoförün yerine aynı gün yeni şoför koyduğumuzda, o kişinin sigorta girişi bir gün sonra aktif oluyor. Sistem bunu anlık işleyemiyor. U-ETDS denetimlerinde şoför kayıtlı görünmediği için ağır idari cezalarla karşılaşıyoruz. Yolda bekleyen araç var, aktarma yapılıyor, sefer aksıyor; üstüne bir de haksız ceza geliyor. Sigorta aktivasyonunun aynı gün, aynı saatte gerçekleşmesi için devletin acil bir düzenleme yapması şart. Bu sorunun çözümü hem işletmeciye hem yolcuya hem de sisteme büyük bir kolaylık sağlayacaktır.

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, İSTAB Üyeleri İle Mercedes-Benz’in Onaylı Minibüs İmalatçısı Olan Arobus’a Ziyaret Gerçekleştirdi Haber

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar, İSTAB Üyeleri İle Mercedes-Benz’in Onaylı Minibüs İmalatçısı Olan Arobus’a Ziyaret Gerçekleştirdi

Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar ve İSTAB (İstanbul Taşımacılar Birliği Derneği) üyesi Türkiye’nin en büyük turizm ve lojistik firmalarının 20 üst düzey yöneticisi Arobus’un Tuzla’daki üretim tesislerini ziyaret etti. Mercedes-Benz’in onaylı üstyapı ve dönüşüm imalatçısı olan Arobus fabrikasında bu yıl Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar’ın 2025’teki satışlarının yüzde 63’ünü oluşturan Sprinter’in 50 bininci minibüs dönüşümü gerçekleştirildi. Tüm minibüs dönüşüm süreçlerinin Almanya’nın koyduğu standartlar çerçevesinde gerçekleştiğini ve bu şekilde Mercedes kalitesinin üstyapı dönüşümünde de sağlandığını belirten Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar Pazarlama Müdürü Gökhan Yegin, Türk mühendislerinin çalışmaları ile eSprinter Minibüs dönüşümünün de Mercedes dünyasında ilk defa Türkiye’de gerçekleştiğini ifade etti. Mercedes-Benz Hafif Ticari Araçlar Satış Müdürü Serdar Yaprak ise “2025’te 100 bininci satışını gerçekleştiren Sprinter, Türkiye’de 30 yıldır modern hafif ticari araç segmentine ismini verdi ve birçok üstyapı çözümü sayesinde en fazla minibüs koltuk varyantlı ürün gamına sahip marka olduk” dedi. Arobus’ta 50 bininci Sprinter dönüşümü gerçekleştirildi Arobus’un eSprinter ve Sprinter dönüşümünde en önemli iş ortaklarından biri olduğunu da vurgulayan Yaprak, “Ticari araçların üstyapı çözümleri konusunda Türkiye’nin liderlerinden biri olan Arobus ile 2007 yılından bu yana iş birliği yapıyoruz. Geçtiğimiz günlerde bu tesisteki 50 bininci Sprinter dönüşümünü gerçekleştirdik.” dedi. Koçak: “Sektör, iş birlikleriyle güçleniyor” İSTAB üyelerinin bu marka iş birlikleriyle sektörlerinde güçlenerek rekabette öne çıktığını söyleyen İSTAB Koordinatörü Derya Koçak, “Mercedes-Benz araçların Arobus tarafından sektöre uygun bir şekilde dönüştürülmesi sektörümüzün sorunlarına farklı çözümler üretirken üyelerimizin de yeni fırsatlar yaratmalarına yardımcı oluyor. Ayrıca bu tür ziyaretler üyelerimizin sektördeki yenilikleri ve üretim süreçlerini daha iyi anlayabilmelerine de imkân veriyor.” diyerek üyelerinin araçlarından en iyi şekilde faydalanmalarının da yolunu açtığını söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.