Hava Durumu

#Otobüsçülük

Ulaşım Sektörünün En İyi Temsilcisi - Haber Ulaşım - Otobüsçülük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Otobüsçülük haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde Haber

Ekmek Artık Aslanın Ağzında Değil Midesinde

PAZAR TEZGÂHINDAN OTOBÜS DİREKSİYONUNA UZANAN BİR HİKÂYE 1978 yılında Rize’de doğdum. Biz aslen Rizeliyiz. Babam memurdu; valilikte, istatistik alanında çalışıyordu. O yıllarda memur maaşıyla özellikle İstanbul gibi bir şehirde bir ailenin geçimini sağlamak kolay değildi. Babam memuriyeti bıraktıktan sonra ben de okul hayatına ara verip iş hayatına atıldım. Liseyi dışarıdan tamamladım ve ticarete gıda işiyle başladım. Pazarcılık yaptık; Üsküdar’da belediyenin katlı otoparkının altında ilk şarküterimizi açtık. Daha sonra yine gıda sektöründe devam ettim. Marmara Üniversitesi bünyesinde kantinler işlettim; bugün de bunlardan biri faaliyetini sürdürüyor. Kafe işletmeciliği yaptığımız dönemler de oldu. Çevremde “Kantinci” lakabıyla anılmamın sebebi de bu yıllardır ancak gönlümde her zaman otomobil ve otobüs merakı vardı. Ailemde babadan ya da dededen gelen bir otobüsçülük geçmişi yoktu; bu tamamen benim ilgim ve merakımdı. 1997’DE İLK OTOBÜSÜMÜ ALARAK SEKTÖRE ADIM ATTIM Otobüsçülük hikâyem 1997 yılında ilk otobüsümü almamla başladı. O dönemlerde V8’lerin Bursa’ya götürülüp kasa yenileme hikâyeleri çok konuşulurdu. Bizim ana işimiz gıda ve kantincilikti. “Yazın otobüsçülük yapar, hem de merakımızı gideririz; kışın kantin işiyle devam ederiz” düşüncesiyle bu işe girdik. Bir bakıma iki işi birbirini tamamlayan bir düzen içinde yürütmeye başladık. 1997’de aldığımız otobüsle turizm taşımacılığı yaptım. Piyasanın çok iyi olduğu dönemlerde bireysel otobüsçülük de yaptım. Uzun yıllar direksiyona çıktım. Zamanla şunu gördüm: Otobüsün direksiyonuna çıkmak bir taraftan kazandırırken başka taraftan daha fazlasını götürebiliyor; hem zaman hem de maliyet açısından ciddi yükü var. Bugün de ihtiyaç olduğunda ya da gerçekten gezmek istediğimde direksiyona çıkıyorum. REKABET DAHA ÖNCE HİÇ OLMADIĞI BİR SEVİYEYE ÇIKTI Şu anda bünyemizde 6 otobüs bulunuyor; bunların 5’i Mercedes-Benz, 1’i Neoplan. Mercedes-Benz’e ayrı bir sevgimiz var. Benim için bu yolların üzerine değer katan araçlardan biri Mercedes-Benz’dir; “Yıldız her yerde yıldız” diyorum. Fakat sektörün bugünkü koşulları geçmişten çok farklı. Yenikapı’ya gittiğinizde bekleyen otobüslerin durumunu görüyorsunuz; bir o kadar aracın da İstanbul’un farklı sokaklarında beklediğini düşünün. Bu kadar araca yetecek iş hacmi artık yok. Eskiden otobüsçüler arasında işi paylaşmak, birbirine iş paslamak daha yaygındı. Bugün rekabet çok daha sert. Ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde; işe ulaşmak gerçekten çok zorlaştı. YERLİ PİYASANIN YANINA AVRUPA’YI DA EKLEDİK Yurt dışı turlarını daha önce de dönem dönem yapıyordum ancak son iki yıldır Avrupa operasyonlarına daha fazla ağırlık verdik. Hem yerli piyasada hem yurt dışında çalışıyor, imkân oldukça otobüslerimizi Türkiye’nin ve dünyanın farklı noktalarına göndermeye gayret ediyoruz. Bu işin tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını; güçlü bir ekip gerektirdiğini her gün yeniden görüyoruz. 6 OTOBÜS DEMEK, YEDEKLERİYLE BİRLİKTE 15 VİZELİ KAPTAN DEMEK Bugün 6 otobüsünüz varsa en az 12 şoföre ihtiyacınız var. İki-üç yedek kaptanı da hesaba kattığınızda yaklaşık 15 vizeli şoförden söz ediyoruz. Asıl sıkıntılardan biri, özellikle uzun yol ve Avrupa tecrübesi bulunan vizeli kaptan bulmak. Her ehliyeti olan sürücüyü doğrudan Avrupa hattına veremezsiniz. Şoför ihtiyacını çoğunlukla yıllardır tanıdığımız çevreden, tavsiye ve referansla çözmeye çalışıyoruz. Son dönemde yeşil pasaport sahibi şoför sayısı arttı. Çok tercih etmesem de ihtiyaç olduğunda referansını aldığımız isimlerle çalışıyoruz. Sürücülük kabiliyeti iyi olup güzergâh tecrübesi eksik olan arkadaşlarımızı da deneyimli kaptanların yanında yedekçi olarak görevlendiriyoruz. Örneğin kişi Bulgaristan ve Yunanistan’a gitmiş olabilir ama İtalya güzergâhını bilmiyorsa, önce bilen bir kaptanın yanında tecrübe kazanmasını sağlıyoruz. AVRUPA’DA EN KÜÇÜK HATA BİLE BÜYÜK MALİYETE DÖNÜŞEBİLİYOR Avrupa operasyonlarında çok daha seçici olmak zorundasınız çünkü yaptırımlar ve maliyetler Türkiye’ye göre oldukça ağır. En küçük cezanın dahi 3-5 bin avrolardan başlayabildiği bir ortamdan söz ediyoruz. Allah korusun bir kaza ya da ciddi bir arıza olduğunda mesele çok daha büyüyor. Araçlarımızın bakımına önem verdiğimiz için şimdiye kadar büyük arıza problemleri yaşamadık ancak bu sezon küçük kazalar, sürtmeler gibi hadiseler oldu. Bunların bile Avrupa’da çözümü ciddi bir organizasyon ve maliyet gerektiriyor. Bu nedenle hem araç hem de kaptan seçiminde işi baştan sıkı tutmak zorundasınız. TÜRKİYE’DE KALAN SON V8’LERDEN BİRİNİ FABRİKA AYARINDA YENİLİYORUZ Otobüs merakı benim için yalnızca ticaret değil. Şirketimizde 1996 çıkışlı özel seri bir V8 bulunuyor. Normal seri üretimin 1992’de sona erdiği biliniyor; ancak 1996 yılında yurt dışından gelen özel sipariş üzerine 10 araç daha üretildiğini biliyoruz. Bunların beşi yurt dışına gönderildi, beşi Türkiye’de kaldı. Benim aracım, bugün Türkiye’de yaşadığı bilinen son üç örnekten biri. Ruhsat çıkışı da 01.01.1996. Araç şu anda Bursa’da restorasyonun son aşamasında. Bunu para kazanmak için yaptığımız bir çalışma olarak görmüyorum. Zaten restorasyona harcadığımız maliyeti görseniz “Ne gereği var?” dersiniz ama bu biraz sevda işi. İşe başladığımız yılların otomobili olduğu için benim açımdan ayrı bir anlam taşıyor. Yıllarca yatmış bir araçtı. Yapmışken olabildiğince orijinal ve fabrika çıkışına yakın hâle getirmek istedim. O dönemin koltuk kumaşını yeniden diktirdik, boyasından diğer detaylarına kadar mümkün olduğunca özgün hâlini korumaya çalışıyoruz. İlk etapta Kapadokya turu, ardından da Yunanistan turu planlıyoruz. Acenteler de aracı bekliyor. Eski apoletli gömleklerimizi giyip dönemin atmosferini yeniden yaşatmak istiyoruz. Tam anlamıyla nostaljik bir proje olacak. BUGÜN 20-30 OTOBÜSLÜK BİR FİLOYU YÖNETMEK ÇOK BÜYÜK SORUMLULUK Otobüsçülüğü artık tek işim olarak görmüyorum çünkü bugün bir otobüse yaklaşık 22 milyon lira verip 20-30 araçlık bir filo kurduğunuzda yalnızca araç yatırımı yapmış olmuyorsunuz; şoförü, acentesi, operasyonu ve her gün değişen sorunlarıyla çok büyük bir yapıyı yönetmek zorunda kalıyorsunuz. Bu ölçekte bir işi doğru yönetmek gerçekten çok zor. Ben bir işi yapıyorsam en iyisini yapmaya çalışırım. Yapabileceğime inanıyorsam girerim. Çalıştırdığım ya da sattığım araçla ilgili insanların şikâyet etmesini istemem. Kendi ismimin ve markamın zedelenmesini istemem. Bu nedenle işi elimizden geldiğince doğru yapmaya, bu sektörden doğru ticaretle ekmek yemeye çalışıyoruz. KENDİMİN KULLANMAYACAĞI ARACI NE ALIRIM NE SATARIM Otobüs işletmeciliğinin yanında araç alım-satımı da yapıyoruz. İnsanlar artık bir araç alacak ya da satacak olduklarında bizi arıyor; “Şunu alır mısın, bunu verir misin?” diye danışıyorlar. Bizi Okutur Otomotiv yapan şeyin temelinde de bu güven var. Eski araçları da seviyorum ancak araç alırken nokta atışı seçim yapmaya çalışırım. Önce benim o aracı sevmem gerekir. Bir aracı aldığımızda hemen satışa çıkarmıyoruz. Önce eksiklerini gideriyor, emek veriyor ve olması gereken seviyeye getiriyoruz. Piyasada “Nasıl olsa satacağım, neden masraf edeyim?” anlayışı olabiliyor. Biz bu mantıkla hareket etmiyoruz. Sosyal medyanın sağladığı imkânla yaptığımız işleri de şeffaf biçimde göstermeye çalışıyoruz: “Bu aracı böyle aldık, şu işlemleri yaptık ve bu hâle getirdik” diyoruz. Bu şeffaflık zamanla güven ve tavsiye oluşturuyor. Siz bizden araç alıp memnun kaldığınızda bir arkadaşınıza söylüyorsunuz; böylece aile büyüyor. Tüm ticaretlerimizde temel prensibimiz çok net: Kendimizin kullanmayacağı aracı ne alırız ne satarız. Otobüs konusunda bu hassasiyetim daha da yüksek. Çalıştırıp gönül rahatlığıyla sefere gönderemeyeceğim bir otobüsü başkasına satmak vicdanıma sığmaz. Bu yüzden bazen araçlara piyasanın gerektirdiğinden daha fazla masraf yapıyoruz. Her zaman o masrafı doğrudan geri alamayabilirsiniz ama müşteri daha sonra “Okutur’dan araba aldım, beni üzmedi” dediğinde bence karşılığını almış oluyorsunuz. Belki üç kuruş fazla vermiştir ama hakkını aldığını biliyordur. Düşük kilometreli, geçmişini bildiğimiz ve tanıdığımız araçları tercih etmemizin sebebi de bu. ŞOFÖRLÜK SADECE YIL SAYISI DEĞİL, KENDİNİ GELİŞTİRME MESELESİ Bu sektör insana kendini sürekli geliştirmesi gerektiğini öğretiyor. Bir insan 80 yaşına gelmiş, yıllardır şoförlük yapmış olabilir ama yıllardır sadece aynı güzergâhta çalışıyorsa ona bir turizm otobüsü verip Uludağ’a ya da Kartalkaya’ya çıkmasını bekleyemezsiniz. Belki hayatında hiç zincir takmamıştır. Bu onu kötü şoför yapmaz; yaptığı işin niteliği farklıdır. Aynı şekilde 18-20 yaşındaki genç bir arkadaş da doğru eğitim ve doğru mentorlukla yılların tecrübesinden çok şey öğrenebilir. Mesele yalnızca yaş ya da kaç yıldır direksiyon başında olduğunuz değil; öğrenmeye açık olmak ve kendinizi geliştirmektir. HERKES YAZAR MUSTAFA OKUTUR “Herkes Yazar Mustafa Okutur” sözü de zamanla markamızla özdeşleşti. Düzceli bir arkadaşımız, burayı dekore ettiğimiz dönemde bize bir hediye göndermişti. Kargoyu açtığımızda üzerinde “Herkes Yazar Mustafa Okutur” yazan güzel bir neon tabela gördük. Çok hoşumuza gitti ve kısa sürede Okutur Otomotiv’e de tam oturdu. O günden beri “Herkes Yazar Mustafa Okutur” diyoruz. Bizim için mesele yalnızca bir araç satmak ya da bir otobüsü sefere göndermek değil. Nereden geldiğimizi unutmadan, yaptığımız işi doğru yaparak, insanlarda güven bırakarak ve bu aileyi büyüterek yolumuza devam etmek istiyoruz.

Kâmil Koç Benim İçin İyi Bir Yol Arkadaşı Demek Haber

Kâmil Koç Benim İçin İyi Bir Yol Arkadaşı Demek

1982'DEN BU YANA OTOBÜSÇÜYÜZ 1976 yılında Rize'de doğdum. İşim burada olduğu için Rize'den hiç ayrılmadım. On yedi yaşında iş hayatına atıldım. Otobüsçülük bizim baba mesleğimiz. 1982 yılında babam bu sektöre adım attı; aslında şoförlüğe tutkusu vardı, ama 1991'de direksiyonu bıraktı. Otobüslerimiz ondan sonra da yaklaşık 15 yıl yola devam etti. 2013 yılında yollarımız Kâmil Koç ile kesişti. Trabzon acentemiz sayesinde ilk kez bir araya geldik. O günden bu yana Kâmil Koç ile yol arkadaşlığımız kesintisiz devam ediyor. Üç yıl önce işletmecilikten emekli oldum ama bu sektörle ve bu markayla olan bağım hiç kopmadı. İŞLETMEMİZİN EN SAĞLAM DAYANAĞI “SADAKAT” Rize'de dört kişilik ekibimizle çalışıyoruz. Sabit seferlerimiz yaklaşık on dört hat; yaz mevsimi yaklaştıkça yolcu potansiyeli arttıkça ihtiyaca göre yeni seferler ekliyoruz. Karadeniz'in kendine özgü mevsimsel hareketliliği, sezon planlamasını sektördeki pek çok ilden daha dinamik kılıyor. Talebi yakından takip edip zamanında pozisyon almak, işletmeciliğin en kritik becerilerinden biri. Rize, küçük ama sadık bir yolcu tabanına sahip. Özellikle öğrenci yolcular Kâmil Koç'u belirgin biçimde tercih ediyor. Ülkenin başka şehirlerinden gelen öğrenciler Kâmil Koç'u zaten tanıyor; Rize'de de aynı markayı görünce güvenle tercih ediyor. Bu sadakat, işletmenin en sağlam dayanağı. YÖNETİCİLERE İSTEDİĞİMİZ ZAMAN ULAŞABİLİYORUZ Kâmil Koç ile on yılı aşkın yol arkadaşlığımızda ilişkinin özünü tek kelimeyle tanımlayabilirim: erişilebilirlik. İstediğimiz zaman yöneticilere ulaşabiliyor, derdimizi anlatabiliyoruz. Bunu sıradan bir şey gibi söylüyorum ama bu erişilebilirliği her firmada bulmak mümkün değil. Biz çözüm odaklı insanlarız; derdi olan değil, çözümü arayan bir bakışla yaklaşıyoruz her soruna. Karşımızdaki yapı da aynı anlayışla çalışıyor. Bu uyum, on yıllık birlikteliğin hem sırrı hem de en büyük kazanımı. Güzel dostluklar, güzel arkadaşlıklar kuruldu bu yolda ve bu bağlar hâlâ canlı. DİJİTALLEŞME, İŞLERİ KOLAYLAŞTIRDI AMA ARAMALAR AZALDI Her şey artık yazılım üzerinden işliyor. Bu dönüşüm işlerimizi büyük ölçüde kolaylaştırdı; bunu inkâr etmek mümkün değil. Yolcu takibi, sefer durumları, bilet satışı, raporlama... Hepsi sistemin içinde, anlık olarak görünüyor. Kimse kimseyi aramak zorunda kalmıyor. Ama şunu da dürüstçe söylemek istiyorum: kara kalem dönemin dostlukları bambaşkaydı. Bir şey gerektiğinde Trabzon'u arıyorduk, Giresun'u arıyorduk, Ordu'yu, Samsun'u... O telefon açmalar, o karşılıklı yardımlar, o sesler; çok farklı bir beraberlik hissini taşıyordu içinde. Şimdi sistem her şeyi hallediyor, birbirimizi aramaya gerek kalmıyor. Sevgi ve saygı aynı, arkadaşlık aynı ama sohbet azaldı, telefon azaldı. Dijitalleşmenin kaçınılmaz bir bedeli bu. ÖDEME SİSTEMİNİ SEKTÖRE KÂMİL KOÇ GETİRDİ Ödeme konusunda net bir görüşüm var: bu sektöre düzenli ve güvenilir ödeme sistemini Kâmil Koç getirdi. Diğer firmalar da artık bu sisteme uymaya çalışıyor; ödemeleri belirli tarihlere bağlamaya, düzeni oturtmaya başladılar. Kâmil Koç'un bu alandaki öncülüğü sektörü dönüştürdü. Bizim ödemelerimiz zamanında ve sorunsuz geliyor. Zaman zaman küçük aksaklıklar olsa tabi ki bunları anlayışla karşılarız sonuçta bu insanlar taşın altına elini koymuş insanlar. Yazı var, kışı var, kâr var, zarar var. Yalnızca kendi cebimizi düşünerek bu birlikteliğe bakamayız. Karşılıklı anlayış ve hoşgörü, uzun soluklu ilişkilerin temelidir. Ama olmuyor. Kamil Koç’ta böyle bir durumla karşılaşmıyorsunuz tüm ödemelerimiz eksiksiz yapılıyor; bu güven on yıldır hiç sarsılmadı. İYİ GÜNDE DE KÖTÜ GÜNDE DE KARARLILIKLA YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ Rize'de yerel firmalar belirli bölgelere ve belirli yolculara hitap ediyor ama şehir merkezindeki yolcunun, özellikle öğrencinin büyük çoğunluğu Kâmil Koç'u tercih ediyor. Bu tercih güvene dayalı ve güven yıllar içinde birikerek kazanılıyor. Kâmil Koç yolcudan yana hiçbir zaman eksiğini bırakmadı. Kâmil Koç'u tek cümleyle nasıl tarif edersiniz diye sorulsa cevabım değişmez: iyi bir yol arkadaşı. Kısa ve öz. On yılı aşkın birliktelikte hem zor günler gördük hem de güzel sezonlar geçirdik; hepsinde aynı güvenle, aynı kararlılıkla yola devam ettik. Bu birlikteliğin daha uzun yıllar devam etmesini diliyorum.

Ankara’daki Yolculuğumuzu İstanbul’a da Taşıyacağız Haber

Ankara’daki Yolculuğumuzu İstanbul’a da Taşıyacağız

HAYATIM 1980 YILINDA SANAYİDE KAROSERCİLİĞİ ÖĞRENMEKLE BAŞLADI 1967 yılında Ankara'nın Çamlıdere ilçesinde doğdum. Evliyim, iki çocuk babasıyım. Hayatım 1980 yılında sanayide karosercilik ile başladı. 1982'de Bursa'ya geçtim; dönemin ünlü ustası Fevzi Usta'nın yanında altı yıl boyunca gece gündüz çalıştım. O yıllar hem mesleğimi hem de bu işe bakışımı şekillendirdi. 1987'de askere gittim. Döndükten sonra Ankara'ya yerleştim ve 1990'a kadar karoserciliğe devam ettim. Ardından mavi bir Ford minibüs alarak taşımacılık işine girdim; Ankara'nın servis taşımacılığı yapan firmalarında bireysel arabacılık yaptım. 1993 yılında Çalıkıran Turizm'i kurdum. Şirketi anonim şirket yapana kadar durmadan çalıştım; zamanla turizm taşımacılığının yanına servis taşımacılığını da ekledik. OTOBÜSÇÜLÜK BİZDE BABA MESLEĞİ; İLK ÇIKAN V6'LARLA YOLA ÇIKTIK Otobüsçülük bizde baba mesleği. Babam Gazanfer Bilge Turizm bünyesinde bireysel otobüsçülük yapardı. İlk çıkan V6, ardından V8 araçlarla yıllarca taşımacılık yaptık. 2004 yılında 403 alarak peron taşımacılığına devam ettik. 2011'de acentemizi açarak turizm işine profesyonel olarak adım attık. Uzun yıllar kardeşlerimle birlikte hem turizm hem de servis taşımacılığını birlikte yürüttük. 2026 yılının başında şirketten ayrılarak Çalıkıran Seyahat ve Call Tur şirketlerini kurdum. Bu iki yapıyla yeni bir dönem başlattım; birikimimi, sektördeki ismimi ve kurumsal anlayışımı daha odaklı bir çerçevede hayata geçiriyorum. HİZMET KALİTESİ VE GÜVENLİKTE ASLA TAVİZ VERMİYORUZ Artık araç vermekle yetinmiyoruz; kendi turlarımızı kendimiz düzenliyoruz. Karadeniz, Güneydoğu, Ege günübirlik turları, butik organizasyonlar, Batum konaklamalı programlar, Balkan ve Avrupa turları portföyümüzde yer alıyor. Bunların yanı sıra uçak bileti satışı yapıyoruz; İtalya ve Dubai başta olmak üzere çeşitli yurt dışı turlar için anlaşmalarımız mevcut. Hizmet kalitesinde taviz vermiyoruz. Turlarımızda gittiğimiz bölgenin 5 yıldızlı otellerini tercih ediyoruz; 5 yıldız yoksa 4 yıldızdan aşağıya inmiyoruz çünkü Abdullah Çalıkıran olarak sektörde tanınan, güvenilen bir isim var ortada. Bu ismi hizmet kalitesiyle taşımak mecburiyetindeyiz; bu hem bir tercih hem de bir sorumluluk. ANKARA ARTIK BİZE DAR GELİYOR; İSTANBUL'DA CİDDİ POTANSİYEL GÖRÜYORUM Şu an 100'e yakın araçlık bir filoya sahibiz. Bu yıl içinde Mercedes-Benz Sprinter, Vito ve Tourismo; Temsa MD9; Isuzu Kendo ve MAN olmak üzere çeşitli markalardan araç alımlarımız gerçekleşti. Filomuz ciddi ölçüde hem yenilendi hem de büyüdü. 65 kişilik ekibimizle faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. İki oğlum şirket yönetiminde aktif rol üstlendi; bu bana hem moral hem de güç veriyor. Ankara'da 22 otobüsle çalışıyoruz ama Ankara artık bize dar gelmeye başladı. İstanbul'da ciddi bir potansiyel görüyorum ve bu potansiyeli değerlendirmek için Ataköy'de ofis açmayı planlıyoruz. Bunun yanı sıra 20 ila 30 araçlık bir binek araç filosuyla Rent A Car sektörüne de giriyoruz. Yakın zamanda büyük bir markanın bayiliğini bünyemize katıyoruz. Çalıkıran Seyahat büyümeye devam edecek. İŞLERİN AZ OLMASI FİYATLARIN CİDDİ ORANDA KIRILMASINA SEBEP OLUYOR Bu sezonu iyi göremiyorum; açık konuşmak gerekiyor. Her geçen yıl bir öncekinin altında kalıyoruz. Çalıştığımız acentelere bu sezon öncesine kadar 300 araç verirken, şu an 150 bile vermekte güçlük çekiyoruz. Sektörde yaklaşık yüzde elli oranında bir daralma var. Bu daralmanın ardında küresel dinamikler yatıyor. Devam eden savaşlar, ekonomik belirsizlik, altın fiyatlarındaki yükseliş... Bunların tamamı insanların seyahat kararlarını doğrudan etkiliyor. İnsanlar gezmeyi ertelerken, sektörümüz ağır bir yük taşıyor. Biz köklü ve mali yapısı sağlam bir firma olduğumuz için çarkı döndürmeye devam edebiliyoruz ama küçük bireysel işletmeciler için tablo çok daha ağır. Bireysel otobüsçüler şu an iş bulamadığı için fiyat kırmak zorunda kalıyor. Depodan mazot bitmeden gitmesi gereken iş 20-25 liraya karşılık, 15-20 liraya kabul ediliyor. Bu fiyat kırımı bir süre sonra bizim gibi kurumsal firmaları da etkisi altına alıyor. Piyasadaki bu kısır döngü kırılmadan, sektörün gerçek anlamda toparlanması mümkün değil. Bireysel işletmecinin ayakta kalması, bütün sektörün sağlığı açısından zorunludur.

Ödeme Sistemindeki Tutarlılık Yükümüzü Hafifletiyor Haber

Ödeme Sistemindeki Tutarlılık Yükümüzü Hafifletiyor

ON ÜÇ YAŞINDA BAŞLAYAN BİR YOLCULUKTU BENİM HİKAYEM 1964 yılında Trabzon'un Araklı ilçesinde doğdum. Trabzon'da doğup büyüdüm. On üç yaşına kadar okudum; ortaokuldan ayrıldıktan sonra muavinlik hayatına başladım. Ailede otobüsçü yoktu ama şoförlük hevesi çocukluğumdan beri içimde vardı. On üç yaşında 1975’te minibüslerde muavin olarak adım attım bu dünyaya. Tam 15 yıl… sonra 1990’da ise önce iki taksi sahibi oldum, ardından dolmuşçuluğa başladım; derken ilk otobüsümü satın aldım. 1990'dan 2013'e kadar ise tam yirmi üç yıl boyunca bireysel otobüsçülük yaptım. KÂMİL KOÇ’TA ÇALIŞMA HAYALİM “İŞLETMECİ” OLARAK GERÇEKLEŞTİ O yirmi üç yıl boyunca içimde sönmeyen bir kor vardı. Otobanlarda Kâmil Koç araçları önümden gelip geçerken içimden şunu derdim: "Allah'ım, bir gün bana da Kâmil Koç'ta çalışmayı nasip et." Otobüsçülük nasip olmadı ama işletmecilik nasip oldu. Belki de daha büyük bir nasip bu. 2013 yılında otobüslerimi satarak bireysel otobüsçülükten çıktım. O dönemde bir arkadaşım bana sordu: "Kâmil Koç'u Trabzon'a getirebilir misin?" "Neden olmasın?" dedim. Kâmil Koç genel merkeziyle görüşmeye gittik. O gün çok şaşırtıcı bir şey oldu ve Kamil Koç hiç beklemediğim bir teklifle geldi: "Sen bizde otobüsçü olarak değil, işletmede yetkili olarak çalış. İşin mutfağında geldin, sahayı tanıyorsun; Karadeniz kıyısında senden çok şey öğreneceğiz." Sırf bu söz bile beni çok etkiledi. Onlarca yıllık şirket ancak öğrenmeye, tanımaya açlar. Üstelik oldukça da pratik zekalı ve çevikler. İşte o gün beni etkilediler. O günden bu yana Kâmil Koç Trabzon İşletme Müdürüyüm. TRABZON'DAN 28 ANA KALKIŞLI SEFER DÜZENLİYORUZ Trabzon'dan düzenlediğimiz seferler, Türkiye'nin dört bir yanına uzanıyor. 28 ana kalkışlı seferimiz var; bir kısmı Rize'den, geri kalanı Trabzon'dan hareket ediyor. Fethiye, Marmaris, Antalya, Bodrum, İzmir, Çanakkale, Mersin, Balıkesir-Akçay, İstanbul, Alanya, Zonguldak, Gaziantep, Kahramanmaraş, Konya, Bursa, Gönen, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kütahya, Karabük, Van ve Iğdır bu hatlar arasında. Filomuzda 4 şirket aracı var; geri kalanı bireysel otobüsçülerden oluşuyor. 9 kişilik ekibimizle Karadeniz'den Ege'ye, Akdeniz'den Doğu Anadolu'ya kesintisiz sefer düzenliyoruz. Trabzon halkı Kâmil Koç'u gerçekten benimsedi. Araçların kaliteli ve modern olması, hizmet anlayışının farkı hemen hissettirmesi yolcularda derin bir güven oluşturdu. Özellikle öğrenciler, ülkenin başka şehirlerinde tanıdıkları Kâmil Koç'u Trabzon'da görünce büyük bir sevinçle karşıladı. Onların bu samimi bağlılığı, Trabzon'da Kâmil Koç'un bugünlere taşınmasında çok büyük bir rol oynadı. Şimdilik 28 sıramız var ancak bunu arttırmayı her zaman hedefliyoruz. Bu hedefe ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. KÂMİL KOÇ YÖNETİMİ, BİR DEDİĞİMİZİ İKİ ETMİYOR Kâmil Koç yönetimiyle ilişkimiz, iş ortaklığının çok ötesine geçti. Genel Müdürümüz Çağatay Bey ile, Operasyon Direktörümüz Mehmet Türkyılmaz ile, Bölge Koordinatörümüz Umut Özcan ile, Samsun'daki Aslan Bey ve Ali Bey ile iletişimimiz mükemmel. En ufak bir sıkıntıda hemen devreye giriyorlar. Trabzon'da araç yetmediğinde Ordu'dan, Giresun'dan, Samsun'dan destek geliyor; biz de elimizdeki yedek araçla karşılıklı yardım ediyoruz. Bu dayanışma, Karadeniz boyunca yolcuya kesintisiz hizmet sunmamızı sağlıyor. On üç yıldır bir ayrımız yok, bir gayrımız yok. Kâmil Koç bizim için sadece bir iş yeri değil; gerçek anlamda bir aile. Sıkıştığımız anlarda maddi manevi her türlü desteği eksiksiz aldık. Böyle bir güveni, iş ortamını, arkadaşlığı başka bir yerde bulmak mümkün değil. Bir dediğimizi iki etmiyorlar; sağ olsunlar, var olsunlar. DİJİTAL DÖNÜŞÜM İLE OPERASYON YÜKÜMÜZ AZALDI Kâmil Koç'un dijital altyapısı bu işi kökten değiştirdi. Eskiden yazıhaneler Vakfıkebir'i, Beşikdüzü'nü, Görele'yi, Trabzon'u tek tek arayıp yolcu sormalıydı. Şimdi o yük tamamen kalktı. Araçların içindeki yetkili personel, elindeki tablet ve telefonla yolcunun nerede olduğunu anlık olarak takip ediyor ve kaptana bildiriyor. Biz artık ara durak koordinasyonuyla uğraşmıyoruz. Bu da kendi işimize odaklanmamız için çok faydalı. Hostların elindeki tabletlerde durak bilgileri, yolcu listeleri, sefer durumları eksiksiz görünüyor. Kurumsal yapı bu yükü üstlendi ve araç içi personele devretti; sonuç, dört dörtlük bir hizmet… Türkiye'de bu düzeyde kurumsal çalışan, hizmet anlayışı bu kadar oturmuş başka bir firma yok. Kâmil Koç ailesinin bir parçası olmayı on üç yıldır aynı heyecanla seviyorum ve daha iyisine, daha büyüğüne ulaşmak için çalışmaya devam edeceğiz. ÖDEMEDEKİ TUTARLILIK VE SÜREKLİLİK KÂMİL KOÇ’TA YER ALMANIN EN BÜYÜK AVANTAJLARINDAN BİRİ Ödeme sisteminde Kâmil Koç'un tutarlılığı eşsiz. Trabzon'dan kalkan bir araç varış noktasına ulaştığında ve aynı gün döndüğünde, saat 16.30'da kaptan bankadan kartını sokar ve ödemesini eksiksiz alır. Kimsenin parasını şirkette tutmuyoruz; herkes kuruşu kuruşuna hakkını alıyor. İşletme olarak bizim komisyon ödemelerimiz her ayın yedisinde ve yirmisinde yapılıyor. O gün saat üçte param hesabımda. On üç yıldır tek bir aksaklık yaşamadık. Nakit sıkışıklığı yaşadığımız anlarda Kâmil Koç'un sunduğu finansal destek de bu güven tablosunun ayrılmaz bir parçası. İşletmeci olarak zor bir dönemden geçerken yanınızda böyle bir yapının olması, o yükü hafifletiyor ve bu hafifliği on üç yıldır her gün hissediyorum

Ucuz Parça ve İşçiliğin Peşine Düşenler Uzun Vadede Pişman Oluyor Haber

Ucuz Parça ve İşçiliğin Peşine Düşenler Uzun Vadede Pişman Oluyor

VAN'DAN İSTANBUL'A, ÇIRAKLIKTAN USTALIĞA GİDEN 40 YILLIK BİR YOLCULUK 1984'ten bu yana bu işin içindeyim. Çıraklıktan ustalığa kadar her aşamasını bizzat yaşadım. Ailede bu işi yapan kimse yoktu; tamamen sahada yetiştim. İlk yıllarımda Van'da TEMSA-MAN servislerinde çalışarak sektöre adım attım. Ardından Mercedes-Benz servislerinde ustalık dönemimi geçirdim. Askerlik sonrasında Vangölü Motorlu Araçlar bünyesinde yine Mercedes servisinde görev yaptım. 1995 yılında İstanbul otogarı serüveni başladı. 2000 yılında Van'a dönerek kendi özel servis işletmemi kurdum ve bu işletmeyi 2020'ye kadar sürdürdüm. Ustalıkla birlikte otobüs işletmeciliğini de öğrendim. Otobüs de sürdüm, yazın oturup bilet de kestim. Bu işin hem tamir tarafını hem işletme tarafını bizzat yaşayarak biliyorum.Sektörü yalnızca teknik açıdan değil, operasyonel ve ekonomik açıdan da içinden tanıyan biri olarak konuşuyorum. OTOBÜSÇÜ 12 AYIN HESABINI YAPMYOR; EN BÜYÜK YANLIŞ BU Bugün otobüsçülük sektörü ciddi bir maliyet baskısı altında. Artan sigorta, lastik, bakım ve köprü geçiş ücretleri işletmeleri gerçekten çok zorluyor ama bence asıl sorun bu maliyetlerin hesaplanma biçiminde. Otobüsçü 12 ayın hesabını yapmıyor, sadece sezonu düşünüyor. En büyük yanlış bu. Sezon geldiğinde para var, sezon geçince hesap kapalı ama sigorta yıllık, lastik mevsimlik, bakım periyodik, köprü ücretleri sürekli. Bunların tamamını 12 aylık bir tabloya oturtmadan doğru bir hareket planı oluşturulamaz. Gelir-gider kalemlerini 12 ayın hesabına göre planlamak, bu işte ayakta kalmanın temel koşuludur. SEKTÖRDE ARTIK BAYRAMLAR BİLE KISA SÜRÜYOR Son yıllarda taşımacılık sektörü ciddi bir daralma yaşıyor. Yolcu talebi azaldı, bayram ve tatil süreleri kısaldı, öğrenci hareketliliği ve genel anlamda şehirlerarası hareketlilik düştü. Eskiden bayramlar sektörün can damarıydı; şimdi o yoğunluk bile çok kısa sürüyor. Maliyetler ise tam tersine ciddi biçimde arttı. Bu iki trendin aynı anda yaşanması, işletmeleri gerçekten çok zor bir denklemin içine sokuyor. KALİTEDEN TAVİZ VERİLİNCE SİSTEM BOZULUYOR Sektördeki en büyük sorunlardan biri, maliyet baskısı altında kalitenin feda edilmesi. Biz hiçbir zaman kaliteden taviz vermedik ama piyasada ucuz işin peşine düşülüyor. Bu da sistemi bozuyor. Yedek parça seçiminde ucuz ve kalitesiz ürünler kullanılması, uzun vadede çok daha büyük arızalara zemin hazırlıyor. Özellikle turbo ve bağlantı parçalarında yanlış ürün tercihi, ciddi motor riskleri oluşturuyor. Ucuz işçilik kısa vadede karlı gözükse de uzun vadede araç yakar. Bu hesabı yapmadan yaklaşan her işletmeci er ya da geç ağır bir bedel ödüyor. YENİLENMİŞ MOTOR HİZMETİMİZLE OTOBÜSÇÜNÜN HER ZAMAN YANINDAYIZ Şehirlerarası otobüsler hiç durmadan çalışıyor; çok fazla kilometre yapıyorlar. Bu süreçte motorlar kaçınılmaz olarak yıpranıyor ve yenilenmesi gerekiyor. 2017 yılından bu yana yeni nesil motorlar üzerinde yoğun biçimde çalıştık ve kendimizi geliştirdik. Sadece arıza onarımı değil, motorun tamamen revizyonu ve yenilenmesi alanında ciddi bir birikim edindik. Motoru söküp yeniden toplama, arızayı doğru analiz etme ve sistemi tekrar sağlıklı biçimde devreye alma konusunda önemli işler yaptık. Bugün servisimizde yenilenmiş motorlar hazır bekliyor. Otobüsçü günlerce serviste tamir ya da yeni motor beklemek zorunda kalmıyor. Bir gün içinde takılan yenilenmiş motorlar, servisimizde bakım süreçleri yürütülmesi kaydıyla garanti kapsamında. Bu hizmet, özellikle seferden kalmak istemeyen işletmeciler için gerçek bir çözüm sunuyor. NECMİ USTA OTOMOTİV OLARAK 300 METREKARE ALANDA 6 ÇALIŞANIMIZ İLE HİZMET VERİYORUZ Van'da başlayan bir çıraklık hikâyem, İstanbul otogarlarında ustalığa, oradan kendi işletmesini kuran bir girişimcilik yolculuğuna dönüştü. Büyük İstanbul Otogarı Zemin Kat Tamirhaneler Bölümü No:16'da 300 metrekarelik bir alanda 6 çalışanımızla hizmet veriyoruz. Yedek parça stoklarımızı online sistem üzerinden takip ediyoruz; böylece hem stok güncelliğini hem de müşteriye hızlı yanıt vermeyi sağlıyoruz. Bu işi sadece teknik bir meslek olarak görmedim hiçbir zaman. Otobüsçülüğün değişen ekonomik yapısını içeriden yaşadım, tanıklık ettim. Hem tamir ustası hem işletmeci kimliğiyle edindiğim bu birikim, servisimize gelen her otobüsçüye aktardığım en değerli şey. ARSLAN BAYRAM ABİMİN ÜZERİMDE EMEĞİ ÇOKTUR Uzun yıllar boyunca Best Van Turizm’de otobüs çalıştırdım; hâlen farklı bir firmada da araç işletmeye devam ediyorum. Best Van Turizm sürecinde firma sahibi Arslan Bayram Abi'nin büyük desteğini gördüm. Arslan Bayram Abi egoyu hiç işine katmamış bir insandır. Doğal yaşar, gösterişten uzak bir yapısı vardır. Çalışanlarına ve çevresine karşı samimi ve dengeli bir yönetim anlayışı sergiler. Bu sektörde nadir rastlanan bir duruş. Sizlerin vasıtasıyla kendisine özel teşekkür etmek isterim.

Trafik Lambası Tuzağı, Kamu Adına Utanç Verici Bir Durum Haber

Trafik Lambası Tuzağı, Kamu Adına Utanç Verici Bir Durum

KIRTASİYECİLİKTEN OTOBÜSÇÜLÜĞE UZANAN BİR YOLCULUK BU 1979 yılında Aybastı'da doğdum. Otobüsçülük bizim baba mesleğimiz ama bu mesleğe giden yol ilginç bir dönüşümden geçti. Asıl mesleğimiz kırtasiyecilik ve kitapçılıktı. 1992 yılında üç ortaklı bir yapıyla kurulan Aybastı İtimat Firması, zamanla yalnızca bize kaldı. Ortaklar ayrılınca babam iki işten birine karar vermek zorunda kaldı: kırtasiye mi, otobüsçülük mü? Tercihi otobüsçülükten yana oldu. Güzel ve anlamlı bir meslek dedi; biz de o karara ortak olduk. 1999'da askere gittim, döndükten sonra kırtasiye ve diğer işleri devrettik. 2001'den bu yana şirketin başındayız. İlk on yılımı direksiyonun arkasında geçirdim; ardından şirket yönetimine geçtim. On altı yıl önce bayrağı babamın elinden devraldık. Şu an Ferda Şevketoğulları'nın çocukları olarak işimizin başındayız; bu 35 yıllık mirası ileri taşımak hem sorumluluğumuz hem de onurumuzdur. 35 YILLIK TECRÜBEMİZLE HEMŞEHRİLERİMİZİ TAŞIYORUZ Filomuzda 6 adet büyük otobüs ve 31 kişilik 7 araç olmak üzere toplam 13 araçlık bir park mevcuttur. Büyük araçlarımızla her gün İstanbul, Ankara ve Çerkezköy seferlerini düzenliyoruz; küçük araçlarımızla ise Ordu merkez ve yakın çevrelere seferler yapıyoruz. 50 kişilik ekibimizin her üyesi bu denkleme değer katıyor. Yolcularımızın büyük çoğunluğu bu bölgelerde yaşayan Aybastılı gurbetçiler. İstanbul'dan araç geldiğinde inen her yolcuyu tek tek tanıyorum; onlar da bizi tanıyor. Bu tanışıklık, yıllar içinde bir aile sıcaklığına dönüştü. 35 yıldır hizmet verilen bir firmaya duyulan güven, yolcuların gözündeki o samimi bağlılıkta kendini gösteriyor. Biz de bu güveni her seferinde en iyi şekilde karşılamaya çalışıyoruz. BABAMIZDAN BU YANA MERCEDES'TEN BAŞKA OTOBÜS KULLANMADIK Filo tercihimiz konusunda herhangi bir kararsızlık yaşamadık çünkü bu tercih bize babamızdan miras kaldı. V6, V8, 304, 403, Yeni Kasa, Travego ve Tourismo... Hepsi Mercedes-Benz. Başka bir marka aklımızın köşesinden bile geçmedi. Aybastı gibi zorlu, dik ve yer yer bozuk yollarda Mercedes'in güvenilirliği her zaman kendini kanıtladı. Bu güven bir alışkanlık değil, onlarca yıllık bir saha deneyiminin ürünü. YENİ HATLAR YOLDA, YOLCUMUZU GERİ ALACAĞIZ Önümüzdeki dönemde yeni hatlar açmayı planlıyoruz. Aslında bu adımı daha erken atmayı düşünüyorduk ancak son dönemdeki küresel gelişmeler ve ekonomik belirsizlik nedeniyle bu planı ertelemek zorunda kaldık. Projemiz kapsamında İzmir, Samsun, Havza, Merzifon, Tosya, Çankırı, Ankara, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Soma, Kırkağaç ve Akhisar hatlarını açmayı hedefliyoruz. Şu an bölgeden dışarıya giden öğrencilerimiz ve gurbetçilerimiz, sahil ilçelerine inen araçlara binerek seyahat etmek zorunda kalıyor. Bu onlar için hem zaman kaybı hem de ekstra bir yük. Biz seferlerimizi başlattığımızda bu yolcuları kendi aramıza katacağız. Onları zaten tanıyoruz; onlar da bize güveniyor. Doğru zamanda doğru adımı atmak yeterli olacak. SAHİL YOLU BİLETLERİNİN YÜZDE 90'I DİJİTAL ORTAMDA SATILIYOR Online satışlar işletmemize büyük bir katkı sağladı. Sahil yolu biletlerinin yüzde doksanı artık online kanallardan satılıyor. Bu dönüşüm hem yazıhane yükünü hafifletti hem de daha önce ulaşamadığımız yolculara erişim imkânı tanıdı. Dijitalleşmeye başından beri olumlu baktık ve bu kararın doğru olduğunu sahada her gün görüyoruz. 20 TONLUK OTOBÜSÜN IŞIK YÜZÜNDEN ANİ FREN YAPMASI NE KADAR MANTIKLI? Sektörümüzü derinden etkileyen ve kamuoyunun yeterince bilmediği bir sorundan söz etmek istiyorum: trafik lambalarındaki kasıtlı zamanlama değişikliği. Eskiden trafik lambalarında yeşilden sarıya, sarıdan kırmızıya geçişte belirli bir bekleme süresi vardı. Bu süre, 20 tonun üzerindeki araçların frenleme mesafesiyle uyumluydu ve güvenli geçişe imkân tanıyordu. Artık o geçiş süresi kaldırıldı. Lambalar beklemeksizin yeşilden doğrudan kırmızıya dönüyor. Yüksek tonajlı bir aracın ani fren yapması hem fiziksel olarak imkânsız hem de son derece tehlikeli. Bunu lamba sistemini tasarlayan ve ayarlayan mühendisler çok iyi biliyor. Sonuç: araçlarımız her geçişte yüz binlerce lira kırmızı ışık ihlali cezasıyla karşılaşıyor. Biz kural tanımaz sürücüler değiliz ancak fizik yasalarına aykırı biçimde kurulan bu sistem bizi suçlu durumuna düşürüyor. Bu durum, kamu eliyle otobüs sektörüne kurulmuş bir tuzaktır. Kamu adına utanç verici bir uygulama olarak nitelendiriyorum. Yetkililerin bu konuya acilen müdahale etmesini, trafik lambası geçiş sürelerinin ağır taşıt gerçeklerine uygun hâle getirilmesini ve bu haksız cezaların son bulmasını talep ediyorum. Sektörü temsil eden tüm kurumları ve ilgili mercileri bu soruna çözüm bulmaya davet ediyorum.

3. Köprü Eziyetinden Ne Zaman Kurtulacağız? Haber

3. Köprü Eziyetinden Ne Zaman Kurtulacağız?

IĞDIR'DAN TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINA SEFER DÜZENLİYORUZ 1965 yılında Iğdır'da doğdum. O günden bu yana Iğdır'dayız. Otobüsçülük bizim aile mesleğimiz: önce babamız, sonra ağabeyimiz, ardından biz devraldık ve sürdürüyoruz. İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Antalya başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanına seferlerimiz var. Yaz sezonunda 11'e çıkan araç sayımız, kış aylarında 6'da seyrediyor. Iğdır, merkez nüfusu 100.000, çevre köylerle birlikte 200.000 kişiyi aşan bir il. Uzak coğrafyasına karşın canlı bir yolcu potansiyeli barındırıyor. Ne var ki bu potansiyeli tam anlamıyla değerlendirmenin önünde ciddi engeller var ve bu engelleri her gün bizzat yaşıyoruz. UZUN MESAFE ÇALIŞTIĞIMIZ İÇİN OLUMSUZLUKLARDAN ÇOK DAHA FAZLA ETKİLENİYORUZ Türkiye genelinde sektör zor bir dönemden geçiyor; bu gerçeği açıkça söylemek gerekiyor. Yolculuk sürelerimiz ortalamanın çok üzerinde olduğu için her olumsuzluk bizi diğer illerden daha sert vuruyor. Uzun mesafeli seferlerde rekabet baskısı altında kâr etmek neredeyse imkânsız hâle geldi. Akaryakıt fiyatları özellikle bu dönemde büyük bir istikrarsızlık sergiledi. Savaş öncesinde litre başına 50 lira civarında aldığımız motorin, zaman zaman 75-80 liraya kadar fırladı; şu an 70-72 lira bandında seyrediyor. Yakıt maliyeti bu denli oynarken bilet fiyatları aynı yerinde saydı. Yolcu talebinde de belirgin bir daralma var. Yaz döneminin en fazla üç aylık canlanması dışında yılın büyük bölümü sıkıntılı geçiyor. İstanbul hattında örnek verecek olursam: bir dönem günde 4-5 sefer yapıyorduk; şimdi çoğu zaman 2 seferle idare ediyoruz. Iğdır'dan günlük toplam 18 otobüs kalkıyor ancak doluluk oranları oldukça düşük. Firmalar Kars, Erzurum ve Erzincan'dan ara yolcu alarak koltukları doldurmaya çalışıyor. Peki sonuç? Normalde 2.500 liraya taşıyacağımız yolcuyu, rekabet baskısıyla 1.500 liraya taşıyoruz. Bu fiyatla dolu gidip dolu gelsen bile kazanç kalmıyor. NAHÇİVAN KAPISI, KAYBOLAN BİR POTANSİYEL Iğdır'ın en kritik dezavantajlarından biri, Nahçıvan sınır kapısının otobüslere kapalı olması. Pandemi döneminde kapanan bu geçiş noktası, aradan beş altı yıl geçmesine rağmen hâlâ açılmadı. Kısa bir süre aralandı, ardından yeniden kapandı. Bu kapıdan önce ciddi bir yolcu akışı vardı. Azerbaycan'dan Nahçıvan'a gelen yolcular oradan Iğdır'a, oradan da Türkiye'nin diğer şehirlerine devam ediyordu. 250.000-300.000 nüfuslu Nahçıvan, bizim için gerçek bir yolcu kaynağıydı. Şimdi bu yolcular mecburen uçağa biniyor. Sınır kapısının yeniden ve kalıcı biçimde açılması, yalnızca Iğdır için değil bölge taşımacılığının tamamı için kritik bir adım olacaktır. MERCEDES-BENZ VE MAN İLE FİLO YENİLEME GÖRÜŞMELERİMİZ SÜRÜYOR Bu sezon filomuzda bazı eksiklikler var; bunları gidermek için aktif olarak çalışıyoruz. Mercedes-Benz ile ağustos-eylül teslimatı için araç alım görüşmelerimiz devam ediyor. Öte yandan MAN tarafında Mapar Otomotiv ile 10 araçlık bir görüşme yürütüyoruz; mayıs ayı sonu teslim hedefiyle müzakereler sürüyor. Her iki sürecin de olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz. Filo yenileme kararları bu dönemin zor koşullarında büyük bir cesaret istiyor ama hizmet kalitesini ve güvenliği korumak için bu yatırımları ertelemek mümkün değil. Araç yaşı arttıkça bakım maliyetleri yükseliyor, arıza riski artıyor; uzun mesafeli seferlerde bu risk çok daha kritik bir anlam taşıyor. ACENTELER KAPANIYOR, KİRALAR KATLANDI Acente maliyetleri, son iki yılda katlanarak arttı. Geçen yıl 200.000 lira kira ödediğimiz yerlerde şimdi 400.000-500.000 lira isteniyor. Şehir merkezinde bulunan başlıca noktalarımızdan birinde ödediğimiz kira 1 milyon liradan 2 milyona fırladı. Bu rakamlar, ciddi bir yolcu kaybı yaşandığı dönemde sürdürülebilir olmaktan çıktı. Mecburen bazı acentelerimizi kapatma yoluna gidiyoruz. Bu kararı vermek kolay değil; yıllar içinde oluşturduğumuz fiziksel varlıktan geri adım atmak üzücü ama rakamlar ortada; kira ödemek için zarar etmek kabul edilebilir bir işletme modeli değil. ONLİNE SATIŞ KOMİSYONLARI %8'E ÇEKİLMELİ Pandemi, sektörümüzün dijital dönüşümünü büyük ölçüde hızlandırdı. Online satışlara karşı değiliz; aksine yolcu açısından son derece verimli bir uygulama olduğunu düşünüyoruz ancak platform komisyonlarının yeniden gözden geçirilmesi şart. Fiili olarak sahada çalışan fiziksel acentelerimize daha yüksek komisyon ödememiz anlaşılabilir; orada gerçek bir maliyet var, personel var, kira var ama online platformlar için komisyon oranının yüzde sekize çekilmesi, sektörün beklentisidir. Bu düzenlemenin hem fiziksel acenteler hem de online platformlarla bir araya gelinerek yapılması gerektiğini düşünüyorum. Tüm tarafların masaya oturduğu, adil ve dengeli bir komisyon yapısı kurulmalı. Bu bağlamda yakın zamanda hayata geçen abilet girişimini de takdirle karşılıyorum. Firma sahiplerinin online bilet satış platformunda yer alması son derece mantıklı bir adım. Rekabet, her zaman piyasayı sağlıklı tutar. Maliyetleri düşürmeye yönelik her girişimi desteklemek bizim yararımıza. FATİH SULTAN MEHMET KÖPRÜSÜ OTOBÜSLERE AÇILSIN" Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün açıldığı günden bu yana sektörümüzün maliyeti ciddi biçimde arttı. Yalnızca 3. köprü kaynaklı milyonlarca lira zarar ediyoruz. 2. köprüdeki trafik yoğunluğu artık eskisi gibi değil; şoförlerimiz yoğun saatlerde zaten oradan geçmek istemiyor. Kaptanlarımızın birincil hedefi en kısa yoldan gitmek ve yolcuları zamanında varış terminaline bırakmaktır. Bu hedefe en büyük engel, 3. köprüdeki maliyet yükü. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün otobüslere açılmasını talep ediyoruz. Bu konuda TÜMOYİD Derneği yönetimine özellikle teşekkür etmek istiyorum. Bazı STK'lar "bu iş olmaz" diyerek desteğini çekmiş olsa da TÜMOYİD, dur durak bilmeden her türlü girişimini sürdürüyor. Umarım yakın zamanda olumlu bir sonuç alırız. ÜCRETSİZ SERVİSLER BELEDİYENİN GÖREVİ, BİZE YIKILAMAZ Birçok ilde ücretsiz servis araçlarımız çalışıyor. Yıllar içinde bu hizmeti gönüllü olarak üstlendik çünkü belediyeler, ilçelere ulaşım için kendi araçlarını koymadı. Vatandaşların mağduriyetini gidermek amacıyla otogardan şehir içine ve ilçelere ücretsiz taşıma yaptık. Belediyeler bunu fırsat bilerek kendi yatırımlarını erteledi; bu yük giderek büyüyerek üzerimizde kaldı. Artık bu tablo sürdürülemez. Vatandaşı şehir içinde taşımak belediyenin görevidir; bu sorumluluk özel taşımacılara devredilemez. Ücretsiz servislerin kaldırılması için belediyelere gerekli baskının yapılmasını ve bu hizmetin belediye otobüsleriyle karşılanmasını talep ediyoruz. Bu adım hem sektörün mali yükünü hafifletecek hem de kamusal hizmet sorumluluğunu doğru adrese taşıyacaktır.

Otobüsçünün Hesabı Yolda Tutmuyor Haber

Otobüsçünün Hesabı Yolda Tutmuyor

25 MİLYONA OTOBÜS ALIP 35 MİLYON ÖDEMEK İŞLETMELERİ ZORLUYOR Otobüsçülüğün sürdürülebilir olmaktan çıktığına inanan işletmecilerden biriyim. Bunu içim sızlayarak söylüyorum çünkü bu sektöre yıllarımı verdim. Bugün sıfır bir otobüse 25 milyon liranın üzerinde para verip bunu 35 milyona geri ödemek otobüsçünün belini ciddi oranda büküyor. Yüksek faizin bu denli kronikleştiği bir dönemde sektöre yeni yatırım yapmak, finansal açıdan son derece ağır bir risk taşıyor. Yolcu var, evet ama bilet fiyatları hiçbir zaman olması gereken seviyeye ulaşamadı. Yıllar boyunca piyasa koşullarının çok çok altında seyreden fiyat politikası sürdü; bugün de aynı tablo devam ediyor. Fiyatı makul bir düzeye çekmeye çalıştığımız anda yolcu kesiliyor. Bu kıskaçtan çıkmanın yolu yok gibi görünüyor. Hem maliyetlerimizi karşılayacak fiyatı koyamıyor hem de düşük fiyatla zarar etmeye devam ediyoruz. UÇAKLA YARIŞMAK ZAMAN VE FİYAT AÇISINDAN NEREDEYSE İMKÂNSIZ Hava yolu ile rekabet etmek artık neredeyse imkânsız bir hâl aldı. Geçtiğimiz günlerde büyük bir hava yolu şirketi milyarlarca lira zarar açıkladı. Maliyetler onları da zorluyor ama hâlâ bizden çok daha ucuza taşımaya devam ediyorlar. Vatandaşa hak vermemek mümkün değil: İstanbul'a 12 saati aşan bir otobüs yolculuğu mu, yoksa 1,5-2 saatlik bir uçuş mu? Cevap çok net. Üstelik biz bu yolculuklar boyunca onlarca ilin otogarına girip çıkıyoruz, yolcu alıyor, yolcu bırakıyoruz. Dur-kalk, bekleme, sefer uzaması... Zamanla yarışta kaybeden her zaman biz oluyoruz. Uçak kalktığı yerden iniş noktasına durmaksızın gidiyor. Biz ise yolun her durağında zaman harcıyoruz. Bu yapısal dezavantajın üstesinden gelmek, bilet fiyatlarını makul tutarak mümkün değil. BİZİM CEBİMİZDEN VATANDAŞA PARA DAĞITIYORLAR Kamu tarafındaki tablo ise çok daha ağır. Her yaptırım, her ceza, her dayatma otobüs sektörünün sırtına yükleniyor. En somut örnek: "Aile Yılı" kapsamında indirim uygulamasına ilişkin genelge yayımlandı. İndirimi yapan biz; karşılığında teşvik alan yine biz olacaktık ama teşvik hiç gelmedi. Birileri sürekli bizim cebimizden vatandaşa para dağıtıyor. Bu bir haksızlıktır, hatta açıkça söylemek gerekirse bir soygundan farksızdır. Hız cezaları meselesi ise ayrı bir dert. Araç 90 km hız sınırında giderken aniden karşısına 60 km'lik bir tabela çıkıyor. Bu bir otobüs; 20 tonluk bir araç 90'dan anında 60'a inemez. Yavaşlama mesafesi fizik yasalarıyla belirlenir; ani fren bir otobüste hem tehlikelidir hem de teknik olarak imkânsızdır. Kameralara göre ceza kesen bu sistem, otobüs gerçeğini görmezden geliyor. Cezaların adil ve sektörün özellikleri dikkate alınarak düzenlenmesi şarttır. SİGORTA SÜREÇLERİ ARTIK BİR KÂBUS HALİNİ ALDI Sektörümüzün en acı yaralarından biri sigorta ve kasko süreçleri. Otobüsü aldığımız anda milyon liralar ödeyerek sigortasını ve kaskosunu yaptırıyoruz. Poliçe ödemeleri dakika gecikmeden kartımızdan çekiliyor ama kaza ya da arıza anında o şirketten kimseyi bulamazsınız. Bizzat yaşadığımız bir örnek: sadece 2 saatlik bir onarım gerektiren bir arıza nedeniyle otobüsümüz serviste 45 gün mahsur kaldı. Gerekli belgeler birinden diğerine aktarıldı; merkez inceledi, onay beklendi, servisle yazışmalar yapıldı; ekspertiz için günlerce beklendi. Her aşamada yeni bir engel çıktı. Sorduğumuzda herkes birbirini suçladı; kurumsal, net bir yanıt alamadık. 45 gün boyunca taşınamayan yolcunun kaybını kim karşılıyor? Kimse. Bu süreç boyunca sorumluluk üstlenen tek bir sigorta yetkilisi çıkmadı karşımıza. O zaman bu primleri neden ödüyoruz? Sigorta sektörünün otobüsçülere yönelik bu hantal ve sorumsuz yapısına dur diyecek bir otoriteye ihtiyaç var. Şu an bu otorite ne yazık ki mevcut değil. BU REKABET ORTAMI KİMSEYE KAZANDIRMIYOR Sektörden tek bir ricam var: fiyat rekabetinden vazgeçelim. Bu rekabet kimseye kazandırmıyor. Her geçen gün zararımız büyüyor; yol uzadıkça fiyatlar düşüyor. Bu mantığın sonunda hepimizi bekleyen tablo, toplu bir çöküş. Sevgili patronlar: lütfen bu kısır döngüyü sürdürmeyelim. Rekabetimiz hizmet kalitesinde, araç konforunda, güvenlikte olsun; fiyatı dibe çekerek yolcu kapma yarışında değil. Sektörü temsil ettiğini iddia eden STK'ları da bu konuya el atmaya davet ediyorum. Bugüne kadar gerçek anlamda sonuç üreten, somut karar alan bir STK girişimi görmedik. Masalarda yemek yenip fotoğraf çektirmekten öteye geçemeyen yapılar, sektörün derdi için gerçek bir çözüm üretemiyor. Kim çalıştı, kim oturdu; herkes bunu çok iyi biliyor. Çalışan STK'larımızı tenzih ediyorum, onlara güveniyorum ve teşekkür ediyorum. YOLUMUZA YENİLİKLERLE DEVAM EDECEĞİZ Tüm bu zorluklara rağmen bırakmıyoruz. Bu sene sonunda kısmet olursa filomuzda araç yenileme çalışmasına başlıyoruz. Eskiyen araçları yenileyerek yolumuza devam edeceğiz çünkü bu işi bırakmak, yıllarımızı ve birikimimizi teslim etmek demek. Buna hazır değiliz. Sektör bu kadar sorunla boğuşurken hâlâ ayakta durabilmek, küçük bir başarı değil ama bu direncin ödüllendirilmesi, en azından önündeki engellerin temizlenmesi gerekiyor. Fiyat politikası, kamu yaptırımları, sigorta süreci ve faiz yükü... Bu dört temel sorunun çözüme kavuştuğu bir ortamda otobüsçülük yeniden karlı, sürdürülebilir ve geleceğe umutla bakılan bir sektör hâline gelebilir. Bu umudu taşımaya devam ediyoruz.

Kargo Firması Değiliz; Önceliğimiz Yolcu Haber

Kargo Firması Değiliz; Önceliğimiz Yolcu

GIDADAN OTOBÜSÇÜLÜĞE GİDEN BİR YOL 1976 yılında Van'ın Güveçli köyünde doğdum. On iki, on üç yaşıma kadar Van'da büyüdüm; ardından İstanbul'a geldim. Evliyim, dört çocuk babasıyım. İstanbul'da büyük bir gıda firmasında yöneticilik yaptım ama otobüsçülük hiç yabancı olmadı bana; ailemizde bireysel otobüsçülük zaten vardı, abim de o dönem bu işi yapıyordu. 2007 yılında gıda sektöründen ayrılarak yolcu taşımacılığına geçtim. Önce bir Van firmasında bireysel otobüsçülük yaptım, ardından ulusal bir markaya geçtim ve orada da aynı şekilde devam ettim. Bu süreçte Van Tur adıyla faaliyet gösteren firmaya önce yatırımcı olarak dahil oldum. Bir süre sonra ortaklık sona erdi; kısa bir süre önce ise firmayı komple satın aldım. Satın alır almaz Van Tur ismini Özlem Van Turizm olarak değiştirdik. Yeni ismimizle, yeni bir anlayışla yola çıktık. BU YOLLARIN ARABASI MERCEDES-BENZ TOURISMO Filomuzda 18 adet Mercedes-Benz araç var. Şirketi devraldıktan hemen sonra yatırım çalışmalarımıza başladık ve ilk etapta 3 adet Mercedes-Benz Tourismo sipariş verdik; teslimatlarını gerçekleştirdik. Amacımız, filomuzun tamamını kademeli olarak Tourismo'ya dönüştürmek. Mercedes-Benz dışında başka bir marka almak aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Neden Tourismo? Çünkü bizim güzergâhlarımız uzun ve zorlu. Van'dan çıkan bir araç bazen 20 saati aşan yolculuklar yapıyor. Bu mesafelerde araçtan beklentimiz çok yüksek: düşük yakıt tüketimi, bakım kolaylığı, düşük işletme maliyeti ve her şeyden önemlisi yolcu konforu. Tourismo, bu kriterlerin tamamını karşılıyor. Yolcularımız uzun yolculuklarda kendilerini iyi hissetmeli; bunu sağlayacak araç bizim için Tourismo. KARGO YÜZÜNDEN VALİZLERE ZARAR VERMEK KABUL EDİLEBİLİR BİR TABLO DEĞİL Bu bölgede otobüsçülüğü farklı yapmak için yola çıktık. Misyonumuz net: Van halkına gerçekten yakışır, kaliteli ve onurlu bir seyahat hizmeti sunmak. Otobüslerimiz yolcu taşımak için var; kargo taşımacılığına araçlarımızı açmak gibi bir politikamız asla olmayacak. Bagaj meselesine bakışım da bu ilkeden besleniyor. Yolcumuz zaten uzun bir yolculuğa çıkıyor; varış saatini, aktarmasını, gideceği yeri hesaplıyor. Her terminalde personelin yolcu bagajı yerine kargo paketleriyle uğraşması, bu süreyi gereksiz uzatıyor. Bagaj ücreti için pazarlık yapılması, valiz üstüne valiz istiflenip çantalara zarar verilmesi kabul edilebilir bir tablo değil. Ben her zaman kendimi yolcunun yerine koyarım. Empati bu işin temelidir; hizmet sektöründeyseniz empati kurmak zorundasınız. Gözünüzün önünde valiziniz arka sıralar arasına sıkıştırılsa ve yanınıza birkaç lira için kargo doldurulsa ne hissederdiniz? Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir muameleyi başkasına yapamazsınız. Şirketimizde öncelik her zaman yolcunun kendi bagajıdır. Acil durumlarda küçük bir emanete yardımcı olabiliriz ama bu hiçbir zaman sürekli bir kargo ticaretine dönüşmeyecek. Fahiş bagaj ücretlerine de karşıyım. Yolcu biletini almış, yanında bir parça fazla eşya getirmiş; o yolcudan orantısız paralar talep ediliyor. Bu yolcuyu üzmektir. Kimsenin buna hakkı yok. Makul bir ücret talep edilebilir ama bu, yolcuyu cezalandırmaya dönüşmemeli. DOĞRU PLANLANMIŞ 2 SEFER, ZARARLI 10 SEFERDEN İYİDİR Rekabet her zaman iyidir; hizmette kaliteyi yükseltir, yolcuya seçenek sunar ama rekabet uğruna zararına sefer üstüne sefer koymak, sektörü çökerten bir anlayıştır. Zararına 10 sefer yapmaktansa, iyi planlanmış, adam gibi işleyen 2 sefer çok daha değerlidir. Bunu sürdürebildiğimiz sürece bu şekilde devam edeceğiz. Eğer sürdüremeyeceksek, işi ehline bırakıp çekilmek en dürüst karar olur. Şu an İzmir, Bursa, İstanbul ve Malatya hatlarımız aktif. Ankara'ya sefer açmayı şimdilik düşünmüyoruz ancak ciddi talepler geliyor, onları değerlendiriyoruz. Hat açmak kolaydır ama biz hız yerine sağlamlığı tercih ediyoruz. Bölge yatırımcıları ve acentelerle titiz bir değerlendirme sürecinden geçerek, doğru adımlarla ilerlemeyi esas alıyoruz. 500 kişilik bir aileyiz; her bir çalışanımız şirketimizin görünen yüzüdür ve hepsine içtenlikle teşekkür ediyorum. VAN BİLETİ 3.500 LİRA OLMALI İKEN REKABET 2.000'E İNDİRİYOR Akaryakıt fiyatları ve artan işletme giderleri, maliyetlerimizi ciddi ölçüde zorluyor. Gerçekçi bir hesap yapıldığında Van biletinin bugünkü koşullarda en az 3.500 lira olması gerekiyor ama rekabet baskısıyla biletler 2.000 liraya kesiliyor. Bu fiyatla zarar etmeyen firma yok; herkes gün sonunda hesabına eksi yazıyor. Bu tablo daha ne kadar sürdürülebilir, belli değil. Zarar büyüdükçe hizmet kalitesi düşüyor; düşük kaliteli hizmet yolcuyu mağdur ediyor. Araç bakımlarını zamanında yaptırmayan firmalar yüzünden yolcular saatler boyunca yolda mahsur kalabiliyor. Biz fırsatçılık yapmak için bu işe girmedik; ama gerçekçi fiyatlandırmanın da savunuculuğunu yapmak zorundayız. Olmayacak düşük fiyatlarla bilet kesmek yalnızca kendi firmamıza zarar verir ve zarar büyüdükçe hizmet kalitesi kaçınılmaz olarak erir. KÜÇÜK ÖLÇEKLİ FİRMALAR DESTEKLENMELİ Online satış komisyonları, işletme yükümüzü ağırlaştıran önemli bir kalem. Büyük ölçekli firmalar yüksek yolcu kapasiteleri sayesinde bu maliyeti toplam içinde eritebiliyor ancak bizim gibi büyüme sürecindeki küçük ölçekli firmalar için komisyon yükü çok daha belirleyici. Küçük firmalar desteklenirse önünü daha net görür, yatırımlarına hız verir, hizmet kalitesini artırabilir. Büyüklerin yanında küçüklerin de ayakta kalabilmesi, sektörün çeşitliliği ve rekabeti açısından şarttır. Bu desteğin sağlanması hem yolcular hem de sektörün uzun vadeli sağlığı için doğru bir adım olacaktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.